Yayınlar


Yasama Dokunulmazlığı Üzerine Düşünceler

Doçent Dr. Metin Feyzioğlu** 

(Prof. Dr. Çetin Özek Armağanı, İstanbul 2004, ss. 397-425.)

SUNUŞ

Anayasa’nın 83. maddesine göre, “Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri, Meclis çalışmalarındaki oy ve sözlerinden, mecliste ileri sürdükleri düşüncelerden, o oturumdaki Başkanlık Divanının teklifi üzerine Meclisce başka bir karar alınmadıkça bunları meclis dışında tekrarlamak ve açığa vurmaktan sorumlu tutulamazlar.

Seçimden önce veya sonra bir suç işlediği iddia olunan milletvekili, Meclisin kararı olmadıkça tutulamaz, sorguya çekilemez, tutuklanamaz ve yargılanamaz. Ağır cezayı gerektiren suçüstü hali ve seçimden önce soruşturmasına başlanmış olmak kaydıyla Anayasanın 14. maddesindeki durumlar bu hükmün dışındadır. Ancak bu halde yetkili makam, durumu hemen ve doğrudan doğruya Türkiye Büyük Millet Meclisine bildirmek zorundadır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi üyesi hakkında, seçimden önce veya sonra verilmiş bir ceza hükmünün yerine getirilmesi, üyelik sıfatının sona ermesine bırakılır; üyelik süresince zamanaşımı işlemez.

Tekrar seçilen milletvekili hakkında soruşturma ve koğuşturma, Meclisin yeniden dokunulmazlığı kaldırmasına bağlıdır.

Türkiye Büyük Millet Meclisindeki siyasi parti gruplarınca, yasama dokunulmazlığı ile ilgili görüşme yapılamaz ve karar alınamaz.”

Anayasa’nın 83/1. maddesi, milletvekillerinin Meclis çalışmalarındaki oy ve sözlerinden, Meclis’te ileri sürdükleri düşüncelerden sorumlu tutulamayacaklarını hükme bağlamak suretiyle, onlara, yasama işlevlerini çekinmeksizin yerine getirebilecekleri bir ortam sağlamıştır. Bu hükümde yer alan dokunulmazlık kurumuna, yasama sorumsuzluğu, mutlak dokunulmazlık ya da yasama bağışıklığı adı verilmektedir.[1]

Anayasa’nın 83/2. maddesi ise, milletvekillerinin Meclis’in kararı olmadıkça tutulamayacağını, sorguya çekilemeyeceğini, tutuklanamayacağını ve yargılanamayacağını hükme bağlamak suretiyle, milletvekillerini, hürriyet kısıtlayıcı muhakeme işlemlerinden ve yargılamalardan korumayı amaçlamıştır. Böyle bir düzenleme yaparken Anayasa Koyucu, esasen, milletvekillerine karşı keyfi adli işlem yapılmasını ve keyfi açılan davalar nedeniyle yargılama yapılmasını önlemek istemiştir. Bu suretle, milletvekilinin yasama işlevini yerine getirebilmesi için olmazsa olmaz koşul olan hareket hürriyetinin kısıtlanması ve milletvekilinin yargılanması şarta bağlanmış olmaktadır. Söz konusu hükümle getirilen kuruma, yasama dokunulmazlığı veya nisbi dokunulmazlık adı verilmektedir.[2]

Anayasa’nın 83/3. maddesine gelince, bu madde, milletvekili hakkında seçimden önce veya sonra verilmiş bir ceza hükmünün infazını, milletvekilliği sıfatının sona ermesine bırakmaktadır. Bu madde ile getirilen düzenleme de, yasama dokunulmazlığı içerisinde incelenebilir.[3]

Makalede, yasama dokunulmazlığı başlığı altında ele alınabilecek her hususu incelemeyi hedeflemiyoruz. Amacımız, belirli bir eksen üzerinde tesbit ettiğimiz konularda görüşlerimizi açıklamaktır. İki bölüm olarak tasarladığımız çalışmamızda, konu, önce yürürlükteki hukuk kuralları çerçevesinde değerlendirilecek ve yasama dokunulmazlığı kurumu, çeşitli boyutlarıyla incelenecektir. İkinci Bölümde ise, Türk Hukuku açısından çeşitli öneriler dile getirilecektir.

  

BİRİNCİ BÖLÜM

YASAMA DOKUNULMAZLIĞININ YÜRÜRLÜKTEKİ HUKUK AÇISINDAN İNCELENMESİ 

I. YASAMA DOKUNULMAZLIĞININ AMACI VE HUKUKİ NİTELİĞİ

Yasama dokunulmazlığı, milletvekilinin, temsil görevini gereği gibi yerine getirmesini sağlamayı amaçlar ve bu amaç doğrultusunda, milletvekili hakkında çeşitli muhakeme işlemlerinin yapılmasını ve verilen bir ceza mahkumiyetinin infazını engeller.[4]

Bakanlar kurulunun, mecliste çoğunluğa sahip siyasi parti veya siyasi partiler koalisyonunca oluşturulduğu günümüz parlamenter demokrasilerinde, yasama dokunulmazlığının, esas itibariyle, muhalefetteki milletvekillerini koruduğu açıktır.[5] Bu tesbit, hukuk devleti ilkelerinin yeterince özümsenmediği ve yürütme organının hakimler ve mahkemeler üzerinde etkili olduğu konusunda bir takım soru işaretlerinin bulunduğu, yani yargı bağımsızlığının halen tartışıldığı bir ülkede, daha güçlü bir şekilde dile getirilebilecektir. Kaldı ki, böyle bir ülkede, içişleri bakanlığı kadrolarında çalışan kolluk teşkilatı görevlilerinin adli görev yaparlarken, Cumhuriyet Savcılarını yanıltmaları ve açılmaması gereken soruşturma ve kovuşturmaların açılmasına sebebiyet vermeleri de bir ihtimal olarak göz önünde bulundurulmalıdır.

Yukarıda görüldüğü üzere, yasama dokunulmazlığı, Anayasa’nın 83. maddesinin 2. ve 3. fıkralarında düzenlenmiştir. 83/2. maddede yer alan yasama dokunulmazlığı bir “muhakeme engeli”, 83/3. maddede yer alan yasama dokunulmazlığı ise bir “infaz engeli”dir. Dolayısıyla, muhakeme şartı ve infaz şartı yerine gelmediği, yani milletvekilliği sona ermediği veya dokunulmazlığı kaldırılmadığı[6] sürece, milletvekili açısından muhakeme engeli ve infaz engeli söz konusudur.[7]

II. MUHAKEME ENGELİ OLAN YASAMA DOKUNULMAZLIĞI

Muhakeme engeli olan yasama dokunulmazlığı (Anayasa md. 83/2), ceza muhakemesinin bazı işlemlerini, dokunulmazlığın kaldırılması şartına bağlar. Buna göre, yasama dokunulmazlığından yararlandığı sürece, milletvekili tutulamaz, sorgulanamaz, tutuklanamaz ve yargılanamaz.[8]

Anayasa’da hem “tutuklama” hem de “tutma” tabirlerine yer verildiğine göre, “tutma” ile kastedilen, tutuklama dışında, yakalama dahil hareket hürriyetini sınırlayan diğer her türlü tedbirdir. Anayasa’nın, teknik olarak, tutuklamanın infazının yerine getirilmesini ifade etmesi gereken “tutma” kelimesini, çok daha genel anlamda kullanmış olması eleştiriye açıktır.

Bizce, maddede geçen “sorgu” kelimesi, ifade almayı da içerecek şekilde geniş anlaşılmalıdır. Esasen, Anayasa’nın yürürlüğe girdiği tarih itibariyle, CMUK’nda, sorgu ve ifade alma arasında bir fark yoktur. 1992 senesinde 3842 sayılı Kanunla yapılan değişiklikle birlikte CMUK md. 135, sorguya çekme ve ifade alma arasında fark gözetmeye başlamıştır. Buna göre, sorgu, hakim tarafından yapılır; Cumhuriyet Savcısı ve kolluk ise, “ifade” alır. Anayasa’daki “sorgu” kelimesinin, “ifade alma”yı da ierecek şekilde anlaşılmaması halinde ortaya son derece çelişkili bir durum çıkacaktır: Hazırlık soruşturmasının yürüyüşü esnasında sanık açısından bir teminat olarak devreye giren sulh hakimi, milletvekilini sorguya çekemeyecek, savcı ve kolluk ise milletvekilinin ifadesini alabileceklerdir. Böyle bir kabulün, 83. madde hükmü açısından kabul edilemeyeceği açıktır.[9]

Yasama dokunulmazlığı, milletvekilinin işlediği fiili suç olmaktan çıkartmaz. Dolayısıyla, suçu, milletvekili ile birlikte işlediği, yani onun şeriği olduğu ileri sürülen kişiler dokunulmazlık kapsamında değillerdir; haklarında gereken soruşturma ve kovuşturma işlemleri yapılabilir. Dokunulmazlığı sona erdiğinde milletvekili hakkında da, yukarıda sayılan ceza muhakemesi işlemleri yerine getirilebilir.

III. İNFAZ ENGELİ OLAN DOKUNULMAZLIK

Ceza mahkumiyetinin infazı, ister milletvekilliğinden önce başlamış ister henüz başlamamış olsun, milletvekilliğinin sona ermesine bırakılır (Anayasa md. 83/3). İnfaz engeli olan bu dokunulmazlık, meclis kararıyla kaldırılamaz; sadece milletvekilinin yeniden seçilememesi veya yasama dönemi bitmeden, kişinin milletvekilliğinin sona ermesi durumunda (Anayasa md. 84) ortadan kalkar. Bu çerçevede, milletvekilinin mahkum olduğu suç, milletvekili seçilmeye engel bir suç ise, kesin hükmün Anayasa md. 84/2 gereğince Meclis Genel Kurulu’na bildirilmesiyle birlikte, milletvekilliği ve infaz engeli olan dokunulmazlık sona erecektir.[10]

Netice itibariyle, milletvekili seçilmeye engel teşkil etmeyen bir suçtan dolayı cezası infaz edilmekte iken kişinin milletvekili seçilmesi durumunda, infaz ertelenecektir. Aynı şekilde, milletvekili seçildikten sonra muhakeme engeli olan dokunulmazlığın kaldırılması veya somut olayda bulunmaması (Anayasa md. 83/2, 2. cümle) sonucunda yargılanan milletvekili hakkında verilen bir ceza mahkumiyetinin infazı da, milletvekilliğinin sona ermesine bırakılacaktır. Eğer milletvekili, milletvekilli seçilmeye engel bir suçtan dolayı mahkum olmuşsa, infaz, kesin hükmün Meclis Genel Kurulu’na bildirilmesi ve böylece milletvekilliğinin düşmesine kadar başlayamayacaktır.[11]

Anayasa’daki düzenlemenin, dokunulmazlık kurumunun amacıyla birlikte değerlendirilmesi halinde, infaz engeli olan yasama dokunulmazlığının yalnızca hürriyeti bağlayıcı cezaları kapsadığı, adli para cezalarının infazını engellemediği ileri sürülebilir.[12] Ancak maddede “ceza hükmünün yerine getirilmesi”nden bahsedildiğine göre, adli para cezalarını hükmün kapsamı dışına çıkarmak, amaçsal yorumun sınırlarını zorlamaktadır.

Son olarak, Anayasa’nın sözü geçen hükmüne göre, üyelik süresince zamanaşımının işlemeyeceği belirtilmelidir. Burada sözü edilen zamanaşımının, dava zamanaşımı değil, ceza zamanaşımı olduğu, dava zamanaşımının duracağına dair bir hükmün Anayasa’da yer almamasının ise yerinde olmadığı görüşündeyiz.[13]

IV. YASAMA DOKUNULMAZLIĞININ KAPSAMINA GİRMEYEN DURUMLAR

Milletvekilinin usulüne uygun olarak telefonlarının dinlenmesi veya postasının açılması mümkündür. Milletvekilinin evi, ulaşım aracı ve işyeri de aranabilir. Çünkü bunlar, Anayasa’nın 83. maddesinde sayılmamışlardır. Ancak milletvekilinin üstü aranamaz. Bunun nedeni, milletvekilinin üstünün aranabilmesi için, kısa süreliğine de olsa hareket hürriyetinin sınırlanmasının gerekeceğidir. Bu ise, Anayasa md. 83/2’deki “tutma yasağı”na aykırı olacaktır. Aynı gerekçeyle, milletvekiline karşı zor da kullanılamaz.[14]

Anayasa maddesinde dava açılması dokunulmazlık kapsamında sayılmadığı için, milletvekili hakkında hazırlık soruşturması yapılması ve ceza davası (kamu davası veya şahsi dava) açılması mümkündür.[15] Sadece dava açılması, milletvekilini yasama görevinden alıkoymayacağına göre, bunda, dokunulmazlık kurumunun amacına da bir aykırılık yoktur. Öyleyse, milletvekili aleyhinde ceza davası açılabilmeli, ancak yargılama engeli nedeniyle, CMUK md. 253/4 uyarınca duruşmanın ilk celsesinde durma kararı verilmeli ve dokunulmazlığının kaldırılması ya da milletvekilliğinin sona ermesi beklenmelidir. Eğer dava, kişi milletvekili seçilmeden önce açılmışsa, seçimden sonra, durma kararı verilmelidir.[16] Ancak CMUK md. 253/6’ün “Derhal beraat kararı verilebilecek hallerde durma veya düşme kararı verilemez” hükmü karşısında, milletvekili seçilen sanık sorguya dahi çekilmeksizin derhal beraet kararı verilebilecek ise, durma kararı değil, beraet kararı verilmesi gerektiği görüşündeyiz. Yasama dokunulmazlığı bir dava engeli olmadığından ve bu nedenle, milletvekili hakkında ceza davası açılabileceğinden, seçimden sonra işlendiği ileri sürülen bir suç nedeniyle ceza davası açıldığında da, derhal beraet kararı verilebilecek bir durumda, durma kararı değil, beraet kararı verilmesi gerektiği kanaatindeyiz.

Milletvekiline karşı hukuk davası açılabilir, haciz uygulanabilir ve cebri icraya gidilebilir.[17] Ancak milletvekili, mahkeme huzurunda uygun olmayan bir söz söylediği veya bir harekette bulunduğu gerekçesiyle HUMK md. 150/3 hükmü çerçevesinde sorgulanamaz ve hafif hapis ya da para cezasına çarptırılamaz.

Milletvekilinin tanık olarak davet edilmesi ve ifadesinin alınması mümkündür.[18] Ancak davete uymayan milletvekili, “tutma engeli” nedeniyle, zorla getirilemez, “yargılama engeli” nedeniyle,[19] para cezasına ve gelmemesinin sebep olduğu masrafları ödemeğe mahkum edilemez; beyanda bulunmaktan ya da yeminden haklı bir neden olmadığı halde çekinirse, “tutma ve “yargılama” engeli nedeniyle zorlama hapsine tabi tutulamaz, “yargılama engeli” nedeniyle para cezasına mahkum edilemez.  

Milletvekili hakkında idare, örneğin maliye ya da trafik polisi, ceza kararnamesi düzenleyebilir. Bu cezalar, infaz da edilebilir. Çünkü idarenin ceza kararnamesi düzenlenmesi, Anayasa md. 83/2’deki engellerden herhangi biri içinde değerlendirilemez. Anayasa md. 83/2’nin engellediği infaz ise, idari cezaların infazı değildir. Aynı şekilde, Cumhuriyet Savcısı, milletveline, TCK md. 119 uyarınca ödeme emri tebliğ ettirebilir. Milletvekilinin bu ödeme emrindeki meblağı ödemesinde bir engel yoktur. Ancak süresi içerisinde ödemezse, Cumhuriyet Savcısının açacağı kamu davasında yargılama yapılamaz.

V. YASAMA DOKUNULMAZLIĞININ İSTİSNALARI

1. GENEL OLARAK

Anayasa’nın 83/2. maddesi uyarınca, “ağır cezayı gerektiren suçüstü hali”nde, muhakeme engeli olan dokunulmazlık söz konusu değildir. Ayrıca “seçimden önce soruşturmasına başlanılmış olmak kaydıyla Anayasa’nın 14 üncü maddesindeki durumlar bu hükmün dışındadır.”[20] Her iki halde de, yetkili makam, durumu derhal ve doğrudan doğruya TBMM’ne bildirmek zorundadır. Bu bildirimin yapılmasının sebebi, TBMM’nin, üyesinin neden çalışmalara katılmadığını öğrenmekteki menfaatidir.[21]

İstisna hükmünün uygulanması durumunda milletvekili, sadece ağır cezalık meşhut suç nedeniyle veya seçimden önce soruşturmasına başlanmış olan, Anayasa’nın 14. maddesindeki suçlardan biri nedeniyle tutulabilir, sorguya çekilebilir, tutuklanabilir ve yargılanabilir. Bağlantılı olsa bile, başka soruşturma ve kovuşturmalar açısından muhakeme engeli devam eder. Yargılama süreci içerisinde isnad konusu fiilin vasıflandırmasında değişiklik olur ve suç, dokunulmazlığın istisnası olma özelliğini kaybeder ise, CMUK md. 253. uyarınca durma kararı verilmelidir.

2. AĞIR CEZAYI GEREKTİREN SUÇÜSTÜ HALİ

Ağır cezayı gerektiren suçüstü halinde dokunulmazlığın bulunmamasının nedeni, isnadın ciddiliği konusunda kuvvetli bir karinenin bulunmasıdır. Bu nedenle, söz konusu istisna, yasama dokunulmazlığının amacına aykırı değildir. Cezaların neler olduğunu hükme bağlayan TCK md. 11, cürümlere mahsus cezaları sıralarken, ağır hapis cezasına da yer vermektedir. Acaba Anayasa’daki “ağır cezayı gerektiren suç” tabirinden anlaşılması gereken, yalnızca, “ağır hapis cezası” gerektiren suç mudur? Böyle bir kabul, idam cezası gerektiren suçların, “ağır cezayı gerektiren suç”lardan sayılmaması gibi çelişkili bir sonuç doğuracaktır. Öyleyse soru, “ağır ceza işleri”nin neler olduğunu hükme bağlayan CMUK md. 421 çerçevesinde cevaplandırılmalıdır.

CMUK’nun sözü geçen maddesinin ilk şekline göre “...ağır ceza işlerinden maksat, ölüm ve ağır hapis ve beş seneden fazla hapis cezalarını gerektiren cürümlere ilişkin davalardır.” Madde, 1979 senesinde 2248 sayılı Kanun ile değişikliğe uğramış ve hapis cezasının sınırı, on seneye çıkarılmıştır. Böylece, ölüm, ağır hapis ve on seneden fazla hapis cezasını gerektiren suçların davaları, ağır ceza işi sayılarak, ağır ceza mahkemelerinde görülür hale gelmiştir. Şu halde, ölüm, ağır hapis ve on seneden fazla hapis cezasını gerektiren suçlar, Anayasamızın sözünü ettiği “ağır cezayı gerektiren” suçlardır. [22]

Madem ki ağır cezayı gerektiren suçların neler olduğunu belirlerken mahkemelerin madde itibariyle yetkisini esas alıyoruz ve mahkemelerin de madde itibariyle yetkisi, isnad olunan suçların toplam cezalarına göre değil, her bir suçun kanunda yazılı cezasının azami haddine göre tesbit ediliyor, suçüstü hali, milletvekilinin birden çok suç fiiliyle ilgili gerçekleşmişse, dokunulmazlığın bulunup bulunmadığı konusunda karar verilirken, suç fiillerinin toplam cezasına değil, her bir fiilin cezasına bakılmalıdır.

Anayasa’da sözü edilen “suçüstü hali”nin anlamı, CMUK md. 127 uyarınca tesbit edilmelidir. 127. maddenin 3. fıkrasına göre “İşlenmekte olan suç, meşhut suçtur.” Aynı maddenin 4. fıkrası ise “Henüz işlenmiş olan suç ile suçun işlenmesinden hemen sonra zabıta veya suçtan zarar gören şahıs yahut başkaları tarafından takip edilerek veya suçun pek az evvel işlendiğini gösteren eşya ve izlerle yakalanan kimsenin işlediği suç da meşhut suç sayılır” düzenlemesini içermektedir. Dolayısıyla, bu iki fıkradaki tanımlara uygun bir durumda rastlanan ya da yakalanan milletvekilinin işlediği suç, meşhut suç olarak sınıflandırılacaktır.[23]

3. SEÇİMDEN ÖNCE SORUŞTURMASINA BAŞLANILMIŞ OLMAK KAYDIYLA ANAYASA’NIN 14. MADDESİNDEKİ DURUMLAR

Anayasa’nın 14. maddesi uyarınca “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve laik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.

Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz.

Bu hükümlere aykırı faaliyette bulunanlar hakkında uygulanacak müeyyideler, kanunla düzenlenir.”

Görüldüğü üzere bu maddede doğrudan doğruya belli suç tiplerinden değil;

“Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve laik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı”,

“Devlete veya kişilere, Anayasa’yla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını”

amaçlayan faaliyetlerden söz edilmektedir.

Fiili ya da suç tipini değil, amacı esas alan bu düzenleme, 83. maddedeki istisnanın kapsamının keyfi bir şekilde genişlemesine sebebiyet verecek pek çok belirsizlik içermektedir. Kaldı ki, isnadın ağırlığı, muhakkak surette isnadın ciddi olduğu anlamına gelmeyeceğinden, milletvekilinin, Anayasa’nın 14. maddesi kapsamında değerlendirilecek suçlardan birini işlediğinin iddia edilmesinde, soruşturmanın seçimden önce başlamış olması şart koşulmuş dahi olsa, isnadın ciddiliğini gösteren bir karineden de söz edilemez.[24] Çünkü kişinin milletvekili seçileceğinin önceden tahmin edilebildiği bir durumda, siyasi saiklerle hareket eden veya bu saiklerle hareket edenlerce yanıltılan soruşturma organının, söz konusu şartın yerine getirilmesini sağlaması imkansız değildir.

4. İSTİSNA HÜKMÜNÜN UYGULANMASI HALİNDE MECLİSİN SORUŞTURMA VE KOVUŞTURMAYI ERTELEYİP ERTELEYEMECEĞİ SORUNU

Doktrinde bir görüşe göre, yetkili makam tarafından TBMM’ne bildirim yapılmasına dair Anayasa hükmü, Meclis’in söz konusu milletvekili hakkındaki soruşturma ve kovuşturmayı erteleyebileceği anlamına gelmektedir.[25] Bize göre, maddede istisna olarak sayılan bu hallerde, Meclis’in, bir karar almak suretiyle milletvekiline dokunulmazlık tanıma yetkisi yoktur. Çünkü Anayasa, 138. maddesinde, yasamanın yargıya müdahalesini kesin olarak yasaklamıştır.

Maddede her ne kadar “yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere” emir ve talimat verilemeyeceğinden, genelge gönderilemeyeceğinden, tavsiye ve telkinde bulunulamayacağından söz edilse de, bu yasak, adli faaliyetin bütününü kapsamakta olup, yasama organının savcılığın yürüttüğü bir soruşturma veya kovuşturmayı durdurmak ya da ertelemek gibi bir yetkisinden söz edilemez. Anayasa’da da, bildirim üzerine Meclis’in bir karar almak suretiyle milletvekiline yeniden dokunulmazlık tanıyabileceğine, böylece soruşturma ya da kovuşturmayı erteleyebileceğine dair bir hüküm yer almamaktadır. Anayasa md. 6/2’nin “Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz” hükmü uyarınca, Meclis’in, kaynağını Anayasa’dan almayan erteleme yetkisine sahip olduğu, kanaatimizce savunulamaz.  

VI. YASAMA DOKUNULMAZLIĞININ BAŞLAMASI VE SON BULMASI

1. YASAMA DOKUNULMAZLIĞININ BAŞLAMASI

Yasama dokunulmazlığının amacı, milletvekilinin temsil görevini yerine getirmesinin keyfi bir şekilde önlenmesinin engellenmesi olduğuna göre, milletvekilinin TBMM’ne gitmesinin hürriyet kısıtlayıcı muhakeme işlemleri uygulanmak suretiyle engellenmemesi için, yasama dokunulmazlığının başlangıcı, and içilmesine (Anayasa md. 81) veya kişiye, milletvekili seçildiğine dair tutanağın verilmesine (Milletvekili Seçimi Kanunu md. 36) bağlanmamalıdır.

Şöyle ki, and içme, göreve başlamanın bir koşulu olup, milletvekilliği sıfatının kazanılmasıyla ilgili değildir.[26] Yasama dokunulmazlığının, milletvekili seçilmiş olan kişinin il seçim kurulundan tutanağını almasıyla başlayacağının kabulü halinde ise, kişinin hürriyetinin, tutanağı almadan önce, örneğin tutanağı almaya giderken bile, kötüniyetli bir şekilde kısıtlanması mümkün olabilecektir. Öyleyse amaca uygun bir yorum yapılmalı ve yasama dokunulmazlığının tutanağın verilmesinden veya and içilmesinden önce başladığı kabul edilmelidir.

Yasama dokunulmazlığının ne zaman başladığı konusunda, yine Anayasa’ya müracaat edilmelidir. Anayasa’nın muhakeme engeli olan dokunulmazlığı hükme bağlayan 83/2. maddesi “Seçimden önce veya sonra bir suç işlediği iddia olunan milletvekili...”; Anayasa’nın infaz engeli olan dokunulmazlığı düzenleyen 83/3. fıkrası da “Türkiye Büyük Millet Meclisi üyesi hakkında, seçimden önce veya sonra...” diye başlamaktadır. Görüldüğü üzere Anayasa, yasama dokunulmazlığını düzenlerken “seçim”i esas almaktadır.

Şu halde sorun, kişinin hangi anda milletvekili seçildiği, dolayısıyla, milletvekilliği sıfatının ne zaman başladığıdır.

Bu noktada, “Mebusluğun mebdei ve ona müteferri meseleler hakkında Heyeti Umumiye Kararı” başlıklı, 26 Şubat 1927 tarihli ve 306 sayılı Meclis Kararı (III. Tertip Düstur, cilt 8, s. 117; R.G. 5 Mart 1927) incelenmelidir.            Sözü geçen Karar’ın 1. fıkrasına göre “İntihap bitip de reylerin en çoğunun bir zat uhdesinde taayyün yahut müsavi reylerde çekilecek kanuni kur’anın bir zat uhdesinde takarrür ettiği an, o zatın mebusluğunun mebdeini teşkil eder.”

Bilindiği üzere, 1924 Anayasası’nın 26. maddesinde[27] kanunları yorumlamak, TBMM’nin görevleri arasında sayılmakta olup, bu Anayasa yürürlükte iken verilen “yorum kararları” bugün de bağlayıcılığını devam ettirmektedir. Ancak 1927 senesinde, 1924 Anayasası yürürlükte iken verilmiş 306 sayılı yorum kararının, bugün   yürürlükte olan hukuk kuralları çerçevesinde yorumlanması gerektiği açıktır.

Milletvekili Seçimi Kanunu uyarınca seçim barajına ilişkin hesaplamalar tamamlandıktan ve seçim çevrelerinde milletvekillikleri tahsis edildikten sonra, aynı Kanun’un 35. maddesi uyarınca “İl seçim kurulu başkanı alınan sonuçlara göre, o seçim çevresinde; siyasi parti aday listelerinde ve varsa bağımsız adaylardan seçilenleri tespit eder ve tutanağın bir suretini o seçim çevresinde ilan ettirir. Diğer bir suretini, bir hafta süre ile il seçim kurulu kapısına astırır.” İl seçim kurulu başkanı tutanağı bu şekilde kesinleştirdikten sonra, Kanun’un 36. maddesine göre, milletvekili seçilenlerin isimleri ve varsa, mensubu oldukları siyasi parti, en seri şekilde Yüksek Seçim Kurulu’na bildirilir ve “Milletvekili seçilenlere il seçim kurulu tarafından, milletvekili seçildiklerine dair derhal bir tutanak verilir. Bu tutanaklardan iki örneği de Yüksek Seçim Kurulu Başkanlığına en seri vasıtayla gönderilir.” Kanun’un 37/2. maddesi uyarınca “Bütün illerden verilecek bilgiler tamamlanır tamamlanmaz, tasdikli tutanak suretlerinin alınması veya itiraz varsa bu itirazın incelenerek karara bağlanması beklenmeksizin, her partinin kazandığı milletvekili sayısı ve milletvekili seçilenlerin ad ve soyadları Yüksek Seçim Kurulunca Türkiye Radyo ve Televizyonları ile derhal yayımlanır.”

306 sayılı Karar ile Milletvekili Seçimi Kanunu’nun ilgili hükümleri birlikte değerlendirildiğinde, kişinin milletvekilliği sıfatının başlangıç anı olarak, sözü geçen Kanun’un 35. maddesinin esas alınması gerektiği sonucu ortaya çıkmaktadır. Çünkü “intihap bitip de reylerin en çoğunun bir zat uhdesinde taayyün” ettiği an, il seçim kurulu başkanının, alınan sonuçlara göre, o seçim çevresinde, siyasi parti aday listelerinde ve varsa bağımsız adaylardan seçilenleri tespit ederek, tutanağa bağladığı andır.[28] Bu andan itibaren, kişinin, yasama dokunulmazlığı da başlayacaktır.

2. YASAMA DOKUNULMAZLIĞININ SON BULMASI

Yeniden seçilemeyen milletvekilinin yasama dokunulmazlığı da sona erer. Bu itibarla, il seçim kurulu başkanının Milletvekili Seçimi Kanunu’nun 35. maddesi uyarınca tutmakla görevli olduğu tutanağı kesinleştirdiği anda, bu tutanağa göre milletvekili seçilmediği ortaya çıkan kişinin milletvekilliği ve yasama dokunulmazlığı da son bulacaktır. Yasama dönemi içerisinde milletvekilliğinin sona ermesi halinde de (Anayasa md. 84), kişinin yasama dokunulmazlığı ortadan kalkacaktır. Her iki durumda da yasama dokunulmazlığı bir kül halinde sona erdiği için, hem muhakeme hem de infaz açısından bir engel kalmamaktadır.[29]

VII. YASAMA DOKUNULMAZLIĞININ KALDIRILMASI

Muhakeme engeli olan yasama dokunulmazlığı, meclis kararıyla kaldırılabilir. İnfaz engeli olan dokunulmazlığın ise bu şekilde kaldırılamayacağı yukarıda açıklanmıştı.

Yasama dokunulmazlığı kamu düzeninden olduğu için, milletvekilinin ondan feragat etmesi mümkün değildir.[30] Milletvekili, dokunulmazlıktan yararlanmak istemese bile, dokunulmazlığının kaldırılması için Meclis’in karar vermesi gereklidir (İçtüzük md. 134/4). Bu itibarla, milletvekili rıza gösterse dahi, örneğin sorguya çekilemez, ifadesi alınamaz.

Dokunulmazlık hangi fiil için kaldırılmışsa, yalnızca o fiille ilgili olarak milletvekili tutuklanabilir, sorguya çekilebilir, tutulabilir ve yargılanabilir. Bağlantılı olsa bile, başka bir uyuşmazlıkla ilgili muhakeme işlemleri açısından yasama dokunulmazlığı devam eder. Elbette burada önemli olan, fiilin savcı tarafından nasıl vasıflandırıldığı değil, fiilin ne olduğudur.[31] Başka bir ifadeyle, fiil aynı kalmak kaydıyla vasıflandırması değişse bile, yasama dokunulmazlığı yeniden kazanılmaz.

Yasama dokunulmazlığının kaldırılması, hazırlık soruşturmasında ilgili Cumhuriyet Başsavcılığınca, son soruşturmada, yargılamayı yapacak mahkemece talep edilmelidir. Başsavcılığın veya mahkemenin, doğrudan doğruya TBMM Başkanlığı’na müracaat etmesi gereklidir.[32] Ancak uygulamada talep, bir fezlekeye bağlanarak, Adalet Bakanlığı’na sunulmakta, daha sonra, Adalet Bakanlığınca, TBMM Başkanlığı’na gönderilmektedir. Bu uygulama, öyle sanıyoruz ki, eski Cumhuriyet Senatosu İçtüzüğü’nün 139. maddesini esas almaktadır.[33] Oysa Cumhuriyet Senatosu İçtüzüğü artık yürürlükte değildir. Buna karşın Anayasa md. 83/3’ün, dokunulmazlığın istisnası olan hallerde milletvekilinin tutulması, sorgulanması, tutuklanması veya yargılanmaya başlanması halinde yetkili makamın durumu derhal Meclis Başkanlığı’na bildireceği hükmü, ceza muhakemesine ait bir hükümdür ve dokunulmazlığın kaldırılması taleplerine kıyasen uygulanması mümkün ve hatta gereklidir.[34]

Dokunulmazlığın kaldırılması talebi, Meclis Başkanlığı’nca, Anayasa ve Adalet komisyonları üyelerinden kurulu Karma Komisyon’a havale edilir (İçtüzük md. 131). Karma Komisyon’un başkanı, ad çekme yöntemiyle, beş üyeden oluşan bir Hazırlık Komisyonu kurar. Hazırlık Komisyonu, dosya üzerinden inceleme yapar; tanık dinleyemez. Hazırlık Komisyonu’nun, göreve başlamasından itibaren en geç bir ay içinde hazırlayacağı rapor, Karma Komisyon tarafından bir ayda sonuçlandırılır (İçtüzük md. 132).

Karma Komisyon’un raporu, dokunulmazlığın kaldırılmaması (ve bu nedenle, kovuşturmanın ertelenmesi) şeklinde ise Genel Kurul’da okunur; on gün içinde bu rapora yazılı olarak itiraz edilmezse, kesinleşir (İçtüzük md. 133/3).

Karma Komisyon’un raporu, dokunulmazlığın kaldırılması şeklinde ise veya dokunulmazlığın kaldırılmaması raporuna itiraz edilmişse, rapor, Genel Kurul’da görüşülür. (İçtüzük md. 133/4)

Dokunulmazlığı kaldırılması talep edilen milletvekilinin, Hazırlık Komisyonunda, Karma Komisyon’da ve Genel Kurul’da kendini doğrudan doğruya veya bir üye aracılığıyla savunma hakkı vardır. Savunma yapması için çağırılan milletvekili buna uymazsa, dosya üzerinden karar verilir (İçtüzük md. 134).

Komisyonlar ve Meclis, dokunulmazlığın kaldırılması talebinde yer alan fiille bağlıdır. Bu fiil dışında bir fiil nedeniyle veya bu fiilin yanına başka fiil de ilave edilerek, yasama dokunulmazlığı kaldırılamaz.

Anayasa, dokunulmazlıkla ilgili meclis kararları için farklı bir karar ve toplantı yeter sayısı öngörmemiştir. Ancak, Anayasa md. 83/5 uyarınca TBMM’ndeki siyasi parti gruplarınca yasama dokunulmazlığı ile ilgili görüşme yapılamaz ve karar alınamaz.[35] Çünkü dokunulmazlığın kaldırılması kararı her ne kadar yasama organının bir işlemi olsa da, soruşturma ve kovuşturmayla ilgili sonuçlar doğurmaktadır. Bu nedenle, Anayasa, parti disiplinin bu konuda geçerli olmasını arzu etmemiştir. Elbette grupta alınamayan kararlar, kulislerde, gayrıresmi bir şekilde alınabilir; bunu hukuki müeyyidelerle engellemek mümkün değildir. Fakat böyle bir “kulis kararı”nın etik olmayacağı da açıktır.

Meclis’in kararı, Anayasa Mahkemesi’nin onayına tabi değildir. Bu nedenle, dokunulmazlığın kaldırılması kararının hüküm ve sonuç doğurması için Anayasa Mahkemesi’ne başvuru süresinin geçmesine veya Mahkeme’nin kararının beklenmesine gerek yoktur.[36]

TBMM, dokunulmazlığı kaldırıp kaldırmama konusunda takdir yetkisini kullanırken, iddia makamına ve yargılama makamına müdahale etmemek için özen göstermeli, onları etkileyecek inceleme ve değerlendirmelerden mümkün olduğunca kaçınmalıdır.

TBMM, bize göre, bir üyesinin dokunulmazlığını kaldırıp kaldırmama konusundaki kararını verirken, esas itibariyle, şu hususları değerlendirmelidir[37]:

q  Dokunulmazlığın kaldırılması sonucunda milletvekilinin hürriyeti kısıtlanır ise, bu durumun, kendi çalışmalarını aksatıp aksatmayacağı,

q  Suç isnadınının konusunu teşkil eden fiilin, sorumsuzluk kapsamında olup olmadığı,

q  Suç isnadınının konusunu teşkil eden fiilin soruşturmasının, meclis soruşturmasına tabi olup olmadığı,

q  Dokunulmazlığın kaldırılması talebinin, dolayısıyla, talebin dayandığı suç isnadının ciddi olup olmadığı.

Kanaatimizce, TBMM’nin kendini bu hususlarla sınırlaması ve başka nedenlerle dokunulmazlığın kaldırılmasına ya da kaldırılmamasına karar vermemesi, yerinde olacaktır. Bu bağlamda, soruşturma ve kovuşturma konusu eylemin kamuoyundaki etkisi, milletvekilinin şeref ve haysiyetinin korunması için dokunulmazlığının kaldırılmasına gerek olup olmadığı gibi soruşturma ve kovuşturmaya yabancı bulunan, bu nedenle tehlikeli olabilecek bir takım ölçütler dikkate alınmamalıdır.[38]

Milletvekilinin dokunulmazlığının kaldırılmasının Meclis’in çalışmalarını sekteye uğratıp uğratmayacağı değerlendirilirken, açık bir zorunluluk olmadıkça, dokunulmazlığın kaldırılmasından yana tavır koyulmalıdır.

Suç isnadının konusunu teşkil eden fiilin sorumsuzluk kapsamında bir fiil olup olmadığı, Anayasa’nın 83/1. maddesi çerçevesinde değerlendirilmelidir. Buna göre, milletvekili hakkındaki isnad, onun, Meclis çalışmalarındaki oy ve sözleriyle, Meclis’te ileri sürdüğü düşünceleriyle veya bu görüşlerin Meclis dışında tekrarlanıp, açığa vurulmasıyla ilgili ise, dokunulmazlığı kaldırılmamalıdır.

Dokunulmazlığın kaldırılmasına dair talebin dayanağı olan isnadın incelenmesinden, milletvekilinin başbakan veya bakan iken göreviyle ilgili bir suç fiili işlediğinin iddia edildiği anlaşılıyorsa, talep eden makam bir usul hatası yapmak suretiyle Meclis’in yetkisini ihlal ediyorsa, Meclis’in yetkilerine sahip çıkması gereklidir.

Suç isnadının ciddiliğinden anladığımız ise, isnadın konu bakımından değil, gerçeğe uygunluk açısından ciddiliğidir.[39] Başka bir söyleyişle, suçları “ciddi suçlar” “ciddi olmayan suçlar” diye ayırmak mümkün olmadığına göre, isnad konusu suç fiilinin “ciddi” bir suça vücut verip vermediği gibi değerlendirmeler yapılmasının mümkün olmadığı, Meclis’in, isnadın gerçeğe uygunluğu açısından değerlendirme yapması gerektiği düşüncesindeyiz.

Kanaatimizce Meclis, üyesinin dokunulmazlığının kaldırılmasının kendi çalışmalarını aksatıp aksatmayacağını takdir ederken bile, isnadın konu bakımından ciddi olup olmadığını dikkate almamalı, isnadın konusu ile milletvekiline, Meclis çalışmalarında duyulan ihtiyacı karşılaştırmamalı, değerlendirmesini, isnad konusu fiilden bağımsız bir şekilde yapmalıdır. Bundan çıkan sonuç, suç isnadı gerçeğe uygunluk açısından ciddiyse ve milletvekilinin yasama dokunulmazlığının kaldırılması, Meclis’in çalışmalarını aksatmayacaksa, soruşturma ve kovuşturma engellenmemeli, yasama dokunulmazlığı kaldırılmalıdır.

Acaba suç isnadının gerçeğe uygunluk açısından ciddi olup olmadığı nasıl değerlendirilecektir? Buradaki sorun, bir yandan böyle bir değerlendirme yapma zorunluluğunun diğer yandan da iddia ve yargılama makamlarına etki etmeme yükümlülüğünün bulunmasıdır. Kanaatimizce Meclis, çatışan bu ödevler arasında bir denge kurabilmek için, dokunulmazlığın kaldırılması talebinin arkasındaki suç isnadının delillerle desteklenmiş olup olmadığına bakmalıdır. Suç isnadı delillerle desteklenmişse ve bunların düzmece olduğu ilk bakışta anlaşılmıyor ise, Meclis, bunların gerçek olup olmadıklarına dair tahliller yapmaktan kaçınmalıdır. Delillerin düzmece olup olmadığı konusunda kararını verirken, Meclis, milletvekilinin, komisyonlarda ve Genel Kurul’da yapmış olduğu savunmaları da dikkate almalıdır. Fakat isnada ve onu destekleyen delillere karşı milletvekilinin yaptığı savunmalar, bir takım ayrıntılı ve derinliğine tahliller yapılmasının yolunu açıyorsa, örneğin delillerin birbirleriyle daha dikkatli karşılaştırılması, olasılık hesaplamaları, şüphenin tartışılması vs. gündeme geliyorsa, Meclis bunlardan kaçınmalı ve milletvekilinin dokunulmazlığını kaldırmalıdır. Çünkü isnadın ciddiliği ayrı, isnad konusu suç fiilinin milletvekili tarafından işlendiğinin sabit olması ayrı hususlardır.   Sübutla ilgili tartışmanın yeri, Meclis değildir.

İsnadın siyasi saiklerle yapılıp yapılmadığı hususu da, isnadın ciddiliğiyle ilgilidir. Siyasi saikle yapılmış bir isnad ciddi değildir. Öyleyse, isnadın siyasi saikle yapılıp yapılmadığının ayrıca ve özel olarak incelenmesine, kanaatimizce, gerek yoktur.

VIII. DOKUNULMAZLIĞIN KALDIRILMASI KARARLARININ ANAYASA MAHKEMESİNCE DENETİMİ

Meclisçe   verilen “dokunulmazlığın kaldırılmaması” kararları kesindir. Bunlar aleyhine gidilebilecek bir yargı yolu yoktur. Dokunulmazlığın kaldırılması kararına karşı ise, dokunulmazlığı kaldırılan milletvekili veya herhangi bir milletvekili, kararın Anayasa’ya, kanuna veya İçtüzüğe aykırı olduğu iddiasıyla ve iptal edilmesi istemiyle, Anayasa’nın 85. maddesi uyarınca Anayasa Mahkemesi’ne başvurabilir.

Aynı maddeye göre, başvuru, karar tarihinden itibaren bir haftalık hak düşürücü süreye tabidir. Anayasa Mahkemesi de iptal istemini on beş gün içinde karara bağlamalıdır.[40]

Anayasa Mahkemesi, dokunulmazlığın kaldırılması kararını denetlerken, kararın şekil ve esas açısından Anayasa ve İçtüzüğe uygun olup olmadığını inceleyecektir.

Mahkemenin şekil açısından yapacağı incelemenin kapsamına, tüketici bir liste olarak anlaşılmamak kaydıyla[41], şu hususların girdiği düşünülebilir[42]:

q  Komisyonların oluşum usulünde bir hukuka aykırılık olup olmadığı[43],

q  Toplantı ve karar yeter sayılarının bulunup bulunmadığı,

q  Grup kararı alınıp alınmadığı,

q  Savunma hakkının ihlal edilip edilmediği.

Mahkemenin esastan yapacağı incelemenin kapsamı ise, iddia ve savunma makamlarını etkilememek için mümkün olduğunca dar tutulmalıdır.[44]

Buna göre,

q  İsnadın ciddi olup olmadığı,

q  Sorumsuzluk kapsamındaki bir fiilden dolayı dokunulmazlığın kaldırılıp kaldırılmadığı[45],

q  Meclis’in, dokunulmazlığın kaldırılması talebindeki fiille bağlı kalıp kalmadığı[46],

q  İşin aslında meclis soruşturmasına tabi olup olmadığı[47],

hususları, çizdiğimiz çerçeve içinde düşünülebilir. Tekrar önemle vurgulamak gerekirse, Anayasa Mahkemesi, kararını, iddia ve savunma makamlarını etkileyecek gerekçelere dayandırmamaya büyük özen göstermelidir.

İsnadın ciddi olup olmadığının değerlendirilmesinde kullanılması gereken ölçüt, Meclis’in de kararını verirken kullanması gerektiğini yukarıda açıkladığımız “ilk bakışta” ölçütüdür.[48] Anayasa Mahkemesi’nin daha derinliğine bir inceleme yapmak suretiyle kararını vermesi halinde, iddia ve yargılama makamları, Anayasa Mahkemesi’nin etkisi altında kalabileceklerdir.

Anayasa Mahkemesi’nin böyle ayrıntılı bir inceleme neticesinde karar vermesinin bir başka sakıncası daha düşünülebilir: Yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına esas olan bir suç isnadına ilişkin ceza davası, kural olarak Yüce Divan’da görülmez. Ancak Yüce Divan, bu dava ile bakmakta olduğu ceza davası arasında bir bağlantı görürse, davaların birleştirilmesine karar verebilir. Bu halde, Yüce Divan’ın, daha önce Anayasa Mahkemesi sıfatıyla baktığı işte oyunu belli ettiği ileri sürülebilecektir.

Anayasa Mahkemesi, milletvekilinin yasama dokunulmazlığının kaldırılmasının Meclis’in çalışmalarını aksatıp aksatmayacağı hususunu kuşkusuz inceleyemez. Bu, Meclis’in takdir edebileceği bir husustur. Bunun dışında Anayasa Mahkemesi de, soruşturma ve kovuşturma konusunun kamuoyundaki etkisi, milletvekilinin şeref ve haysiyetinin korunması açısından dokunulmazlığının kaldırılmasının gerekli olup olmadığı gibi ceza muhakemesinin bünyesine yabancı hususları dikkate almamalıdır. [49]

İsnadın siyasi saikle yapılıp yapılıp yapılmadığı ise, aslında isnadın ciddiliğiyle ilgili bir sorundur. Siyasi saikle yapılan bir isnad, elbette yetkinin kötüye kullanılmasıdır. Ancak bir isnadın siyasi saikle yapıldığının kabul edilebilmesi için, ciddi bir isnad olmadığı ortaya konulmalıdır. Çünkü siyasi saikle yapılan bir isnad ciddi olamaz. Buna karşın her gayrıciddi isnadın, siyasi saikle yapıldığı söylenemez.[50]

IX. YASAMA DOKUNULMAZLIĞININ YENİDEN KAZANILMASI

Dokunulmazlığın kaldırılması kararı, Meclis tarafından geri alınamaz. Ancak milletvekili yeniden seçilirse, yeniden dokunulmazlık kazanır (Anayasa md. 83/4).

Dokunulmazlığın kaldırılmasına dair meclis kararının Anayasa Mahkemesince iptal edilmesi halinde de, bu karar verildiği anda, milletvekili, yasama dokunulmazlığına tekrar kavuşur.[51] Ancak iptal kararı, şekli bir hukuka aykırılık nedeniyle verilmişse, Meclis, mevcut talebi yeni baştan, ama bu defa Anayasa Mahkemesince iptal sebebi olarak gösterilen hukuka aykırılığa sebebiyet vermeksizin ele alarak yeni bir karar verebilir. Bu karar, dokunulmazlığın kaldırılması kararı ise, yeniden Anayasa Mahkemesi’ne götürülebilir. Buna karşın iptalin gerekçesi, suç isnadının ciddi olmadığı ise, Meclis, dokunulmazlığın kaldırılmasına dair mevcut talebi yeniden ele alamaz. Ancak talep, isnadın ciddi olduğunu gösterecek şekilde yeni delillerle desteklenerek yinelenirse, Meclis, yeni bir inceleme yapabilecektir.[52]

Dokunulmazlığı kaldırılan milletvekili hakkında hazırlık soruşturmasında takipsizlik kararı, son soruşturmada ise beraet veya düşme kararı verilirse, takipsizlik kararı verilir verilmez, beraet ve düşme kararları ise kesinleşir kesinleşmez milletvekili yeniden yasama dokunulmazlığına sahip olur; bunun için Meclis’in bir karar vermesine gerek yoktur.[53]

Takipsizlik kararının savcılıkça kaldırılarak hazırlık soruşturmasına tekrar başlanması halinde ise, milletvekilinin daha önceki hazırlık soruşturmasında dokunulmazlığı kaldırılmış olsa bile, tutuklanması, sorguya çekilmesi, tutulması veya yargılanması için yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin yeni bir meclis kararı gerekecektir. Aynı şekilde, beraet veya düşme kararı kesinleştikten sonra olağanüstü kanunyollarından biriyle kesin hükmün ortadan kaldırılması durumunda, milletvekili hakkında yukarıda sayılan muhakeme işlemlerinin yapılabilmesi, dokunulmazlığının yeni bir meclis kararıyla kaldırılmasına bağlıdır.

Ağır cezayı gerektiren suçüstü halinde, yasama dokunulmazlığı bulunmadığı için soruşturma ve kovuşturmasına başlanmış bir işte, yargılama sırasında vasıf değişikliği olur da, isnad konusu suç fiilinin, ağır cezalık değil, örneğin asliye cezalık bir suç fiili olduğu anlaşılırsa, ağır ceza mahkemesi, madde itibariyle yetkisizlik kararı vermeyip, CMUK md. 262 uyarınca davaya bakmaya devam etse de, “ağır cezayı gerektiren suçüstü hali” nitelendirmesi artık geçerliliğini korumadığına göre, yasama dokunulmazlığı yeniden kazanılacaktır. Bu halde, mahkemenin durma kararı vermesi gereklidir.   Yaptığımız bu değerlendirme, yasama dokunulmazlığının ikinci istisnasının uygulandığı hallerde, ceza mahkemesinin, somut olayda Anayasa’nın 14. maddesindeki amaçlardan birinin söz konusu olmadığı sonucuna varması halinde de geçerlidir.

X. AĞIR CEZA MAHKEMESİ BAŞKANINCA VERİLEN “TAKİPSİZLİĞİN KALDIRILMASI” KARARININ VE MAHKEMECE VERİLEN DURMA KARARININ YASAMA DOKUNULMAZLIĞINA ETKİSİ

Takipsizlik kararının CMUK md. 165 uyarınca müştekinin yaptığı başvuru üzerine ağır ceza mahkemesi başkanınca kaldırılması halinde, yasama dokunulmazlığı, bu karardan nasıl etkilenecektir?

Ağır ceza mahkemesi başkanının, savcının verdiği takipsizlik kararını kaldırması halinde, kanaatimizce, yasama dokunulmazlığı ortadan kalkmalıdır. Çünkü bu karar, milletvekilinin yasama dokunulmazlığının kaldırılmış olduğu ve sonunda takipsizlik kararı verilen hazırlık soruşturmasının bir devamı niteliğindedir. Hatta takipsizlik kararının yürürlüğünün, “ağır ceza mahkemesi başkanınca kaldırılma” bozucu şartına bağlandığı, bu şart gerçekleşmediği takdirde yürürlükte kalmaya devam edeceği düşünülebilir. Takipsizlik kararının yargısal yol işletilerek bu şekilde ortadan kaldırıldığı bir durumda yasama dokunulmazlığının yeniden kalkacağının kabulü, öyle sanıyoruz ki dokunulmazlık kurumunun amacına zarar vermemektedir. Çünkü, suçtan zarar görenin ağır ceza mahkemesi başkanına başvurması için Kanun, tebligattan itibaren başlamak üzere, onbeş günlük bir süre öngörmüştür. Ağır ceza mahkemesi başkanının da, böyle bir durumda, en kısa sürede karar vermesi beklenir. Dolayısıyla yasama dokunulmazlığıyla ilişkili hukuki durum, kısa süre içerisinde belirginleşecektir.

Yasama dokunulmazlığı kaldırılmış bulunan milletvekilinin yargılandığı davada ceza mahkemesinin “durma” kararı vermesi halinde, yasama dokunulmazlığının geri dönüp dönmeyeceği de incelenmelidir. Durma kararı, CMUK md. 253’te, hüküm çeşitleri arasında sayılmıştır. Ancak bu karar, tıpkı düşme kararı gibi, uyuşmazlığı esastan çözen bir karar değildir. Fakat düşme kararı, muhakeme şartının gerçekleşme ihtimalinin kaldmadığı hallerde verilen bir karar iken, durma kararı verilmesinin sebebi, muhakeme şartının henüz gerçekleşme ihtimalinin bulunmasıdır. Başka bir anlatımla, muhakeme, şartın gerçekleşmesi beklenirken duracak, şart gerçekleşirse devam edecek, gerçekleşme ihtimali ortadan kalkar ise düşme kararı verilerek sonlandırılacaktır. Öyleyse, örneğin, yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına sebebiyet veren isnad konusu suçun takibinin şikayete tabi olduğunun son soruşturmada anlaşıldığı ve şikayet şartı gerçekleşinceye ya da gerekleşme ihtimali kalmayınca kadar muhakemenin durmasına karar verildiği bir durumda, suçtan zarar görenin süresi içerisinde şikayetçi olması halinde, muhakeme şartı gerçekleştiği için durma kararı kaldırılacaktır. Durma kararının kesinleşmesiyle birlikte yasama dokunulmazlığının yeniden kazanılacağı kabul edilirse, muhakeme şartı gerçekleştikten sonra yargılamaya devam olunabilmesi için yeni bir meclis kararına ihtiyaç duyulacaktır. Oysa bu, usul ekonomisiyle bağdaşmadığı gibi, şart gerçekleşir gerçekleşmez muhakemeye devam olunması gereğini bünyesinde barındıran durma kararının niteliğiyle de uyumlu değildir.

Kanaatimizce, durma kararı, yasama dokunulmazlığının yeniden kazanılmasına sebep olmamalıdır. Böyle bir kabul, yasama dokunulmazlığının amacına da zarar vermeyecektir. Şöyle ki, durma kararı verilmesiyle birlikte, bu kararın kesinleşmesi dahi beklenmeksizin, tutukluluk hali sona ermelidir. Muhakeme durduğuna göre, sanığın sorguya çekilmesi de söz konusu değildir. Durmuş bir muhakemede, yakalama, zorla getirme gibi koruma tedbirlerine de başvurulamayacaktır. Yargılama da durduğuna göre, bu muhakemede, yasama dokunulmazlığı tarafından yasaklanan bir işlem zaten yapılamayacaktır. Öyleyse, durma kararının yasama dokunulmazlığının yeniden kazanılması sonucunu doğurmaması, milletvekilinin temsil görevini yerine getirmesini tehlikeye sokmayacaktır.

İKİNCİ BÖLÜM

TÜRK HUKUKU AÇISINDAN ÖNERİLER

I.   YASAMA DOKUNULMAZLIĞININ KONU BAKIMINDAN KAPSAMINDA VE KALDIRILMASI USULÜNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI İHTİYACI

Yukarıda yaptığımız açıklamalar çerçevesinde, Anayasamızdaki yasama dokunulmazlığının hem konu bakımından kapsamının geniş hem de kaldırılması usulünün zor olduğu sonucuna varılabilir.

Öyle sanıyoruz ki gerek kapsamı ve kaldırılma usulü gerekse uygulamadaki aksaklıklar nedeniyle yasama dokunulmazlığı, TBMM’nin saygınlığı zedeler bir kurum haline gelmiştir.[54] İçtüzüğe göre Hazırlık Komisyonu’nun ve Karma Komisyon’un birer ay içerisinde raporlarını sunması zorunlu iken, dokunulmazlığın kaldırılmasına dair talepler, yıllarca TBMM’nde beklemekte, bir türlü sonuçlandırılamamaktadır. Böylece yasama dokunulmazlığı, milletvekillerine, kamu yararı dikkate alınarak görevlerinin gereği tanınmış bir ayrıcalık iken, adeta, bir hukuk devletinde asla kabul edilemeyecek kişisel bir ayrıcalığa dönüşmektedir. Başka bir söyleyişle, yasama işlevinin gereği gibi yerine getirilmesindeki kamu yararı ile ceza adaletinin gerekleri karşılaştırıldığında, dokunulmazlık kurumu, bu haliyle, kamu yararı ile açıklanamayacak ölçüde ceza adaleti aleyhine bir görünüm sergilemektedir.

Yasama dokunulmazlığıyla ilgili değişiklik yapılması gerektiğine dair öneri ve temennilere bir cevap olarak, ülkemizde memuriyet görev ve sıfatından kaynaklanan çeşitli dokunulmazlıkların bulunduğu, yasama dokunulmazlığının da bu dokunulmazlıklardan biri olduğu, bunlar ortadan kaldırılmadan, yasama dokunulmazlığıyla ilgili değişiklik yapılmasının doğru olmayacağı zaman zaman ileri sürülmektedir. Bu söylemlerde, 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun, 2797 sayılı Yargıtay Kanunu, 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu, 353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanunu gibi, memurların soruşturma ve kovuşturma usullerine ilişkin özel hükümler getirmiş olan kanunlar örnek gösterilmektedir.[55]

Ancak burada yapılan karşılaştırma yanlıştır. Çünkü bu düzenlemelerde, esasında memur dokunulmazlığı değil, memurların görevleri ve sıfatları nedeniyle getirilen özel soruşturma ve kovuşturma usulleri öngörülmektedir. Yasama dokunulmazlığı ise özel bir soruşturma ve kovuşturma usulü değildir; milletvekillerinin yasama görevlerini yerine getirirken keyfi engellemelerle karşılaşmalarını önlemeyi amaçlayan bir muhakeme hukuku kurumudur.

Memurlarla ilgili hukukumuzda var olan özel soruşturma ve kovuşturma usullerinin, milletvekillerine tanınan ayrıcalıklarla karşılaştırılması istenirse, bu karşılaştırmanın bir tarafına yasama dokunulmazlığı değil, yasama sorumsuzluğu yerleştirilmelidir. Anayasamız, milletvekillerinin görevlerini çekinmeksizin yerine getirebilmelerini sağlamak için, özel bir soruşturma ve kovuşturma usulü getirmeyi yeterli görmemiş, onlara, yasama sorumsuzluğu tanımıştır. Öyleyse yapılacak bir karşılaştırmanın sonucunda, milletvekillerinin, memurlarla kıyaslandıklarında güvencesiz oldukları veya eşit güvencelere sahip kılındıkları söylenemez. Milletvekilleri, bundan çok daha ayrıcalıklıdırlar. Çünkü milletvekillerinin Meclis çalışmalarında sarf ettikleri oy ve sözleri, Meclis’te ileri sürdüğü düşünceleri veya bu görüşleri Meclis dışında tekrarlayıp, açığa vurmaları, bir suça vücut vermemektedir.

II. ALMANYA, FRANSA VE İTALYA’DAKİ ANAYASAL DÜZENLEMELER

Kurumun, bazı ülkelerde nasıl düzenlendiğinin bilinmesi, Türk Hukuku açısından yapılacak önerilere ışık tutabilecektir. Bu nedenle, tarihe baktığımızda Türk Hukuku’nu etkilediğini gördüğümüz Almanya, Fransa ve İtalya’daki anayasal düzenlemeler aşağıda aktarılacak ve bazı karşılaştırmalarda bulunulacaktır.

Federal Almanya Cumhuriyeti Anayasası md.   46[56]:

“(1) Bir milletvekili aleyhine hiçbir zaman, Federal Parlamento ya da onun komisyonlarından birinde verdiği oy ya da açıkladığı bir düşüncesinden dolayı, adli ya da disiplin yönünden kovuşturma yapılamaz ve kendisi Federal Parlamento dışında bir başka şekilde hesap vermeye çağırılamaz. Bu hüküm, hakaret ve sövmelere uygulanmaz.

(2) Bir milletvekili suçüstü halinde ya da ertesi gün tutuklanmış olmadıkça, cezayı gerektiren bir eylemden dolayı ancak Federal Parlamentonun izniyle hesap vermeye çağırılabilir ya da tutuklanabilir.

(3) Bunun dışında bir milletvekilinin kişisel özgürlüğünün her türlü sınırlandırılması ya da 18. maddeye göre aleyhinde bir işlem yapılabilmesi için de Federal Parlamentonun izni gereklidir.

(4) Bir milletvekili hakkındaki her türlü ceza davası, 18. maddeye[57] göre aleyhinde yapılan her çeşit işlem ve her tutuklama ve kişisel özgürlüğünün sınırlandırılması halleri, Federal Parlamentonun istemesi üzerine ertelenir.”

Federal Almanya Cumhuriyeti Anayasası md. 47:

“Milletvekillerinin, kendilerine milletvekilliği sıfatı dolayısıyla veya kendilerinin bu sıfatlarıyla bilgi verdikleri kişiler ve verilen bilgiler konusunda tanıklıktan çekinme hakları vardır. Tanıklıktan çekinmenin sınırları çerçevesinde belgelere el koymak da yasaktır.”

İtalya Cumhuriyeti Anayasası md. 68:

“(1) Parlamento üyeleri görevlerini icra ederken açıkladıkları düşünceler ve verdikleri oylardan dolayı sorumlu tutulamaz.

(2) Parlamentonun hiçbir üyesi, mensubu oldukları Meclis’in (Millet Meclisi veya Senato) izni olmaksızın üst veya mesken aranmasına dair müzekkerelere konu olamaz, tutuklanamaz, başka bir şekilde kişi hürriyetinden mahrum bırakılamaz, gözaltında tutulamaz. Kesin hükümle mahkumiyet ve tutuklama kararı verilmesinin zorunlu olduğu bir cürmü[58] işlerken yakalanma hali, müstesnadır.

(3) Benzer bir izin, Parlamento üyelerinin konuşma veya iletişimlerinin hangi yolla olursa olsun dinlenmesi ve tesbiti[59] ve posta veya diğer gönderilerine el konması için de gereklidir.”

Fransa Cumhuriyeti Anayasası md. 26:

“Parlamentonun hiçbir üyesi, görevini icra ederken yaptığı açıklamalar veya verdiği oylar nedeniyle ceza davasına maruz bırakılamaz, kovuşturulamaz, tutuklanamaz, gözaltına alınamaz veya yargılanamaz.

Parlamentonun hiçbir üyesi, dahil olduğu Meclis’in Başkanlık Divanı’nın izni olmadıkça, bir cinayet veya cünha nedeniyle tutuklanamaz, üye hakkında, kişi hürriyetini kısıtlayan veya kaldıran bir tedbir uygulanamaz. Cinayet[60] işlenirken yapılan suçüstü halinde ve kesinleşmiş cezaların infazında böyle bir izne gerek yoktur. Gözaltına alma, hürriyetin kısıtlanması veya kaldırılmasına neden olan tedbire tabi olma veya ceza davası, üyenin dahil olduğu Meclis’in kararıyla toplantı dönemi boyunca askıya alınabilir.[61]

İlgili Meclis, şartları var ise yukarıdaki fıkra hükmünün uygulanıp uygulanmayacağını değerlendirmek üzere ilave toplantılar için biraraya gelir.”

Söz konusu anayasa hükümleri incelendiğinde, Almanya, Fransa ve İtalya’daki düzenlemelerin bazı açılardan bizdekine benzediği, dokunulmazlığın bizde kapsamadığı bazı hukuki işlemleri de kapsadığı, bir kısmını ise hariçte bıraktığı, kaldırılması usulünün önemli farklılıklar gösterdiği görülecektir.

Örneğin;

Alman Hukuku’na göre, milletvekilinin kişi hürriyetini sınırlayan her türlü uygulama, Meclis’in iznine bağlıdır. Türk Hukuku’na göre de tutma, tutuklama, sorguya çekme yasama dokunulmazlığının konusu içindedir. Buna karşın, Türk Hukuku’nun aksine, Alman Hukuku’nda, milletvekilinin yargılanması mümkündür. Ancak Meclis, ceza davasının ertelenmesine karar verebilir. Alman Hukuku’nda suçüstü halinde ya da ertesi günü, milletvekili, tutuklanabilir, sorguya çekilebilir. Türk Hukuku’nda ise ağır cezalık meşhut suçlar ve soruşturmasına seçimden önce başlanmış olan Anayasa’nın 14. maddesine giren suçlar, dokunulmazlığın istisnasıdır.

İtalyan Hukuku’na göre, parlamento üyelerinin, mensubu oldukları Meclis’in izni olmaksızın üstleri ve meskenleri aranamaz, konuşmaları ve iletişimleri dinlenemez ve tesbit edilemez, posta ve diğer gönderilerine el konulamaz. Parlamento üyeleri, mensubu oldukları Meclis’in izni olmaksızın tutuklanamaz, yakalanamaz, gözaltında tutulamaz veya başka şekilde kişi hürriyetinden mahrum bırakılamaz. Milletvekillerinin ceza davasında yargılanmaları, Türk Hukuku’nun aksine, dokunulmazlık kapsamında sayılmamıştır. Buna karşın, Türk Hukuku’na göre dokunulmazlık kapsamında yer almayan mesken araması, postaya veya yazışmalara el konulması, konuşma ve iletişimin denetlenmesi, İtalyan Hukuku’na göre dokunulmazlığın kaldırılması şartına tabidir. İtalyan Hukuku’na göre yasama dokunulmazlığı, bizdekinin aksine, bir infaz engeli değildir. İtalyan Hukuku’nda, tutuklamanın zorunlu olduğu bir suçu işlerken yakalanan milletvekili dokunulmazlıktan yararlanamaz. Türk Hukuku’nda ise ağır cezalık meşhut suçlarda dokunulmazlık bulunmamaktadır. İtalyan Hukuku’nda benzeri bulunmayan ama Türk Hukuku’nda yeralan bir diğer istisna ise, soruşturmasına seçimden önce başlanmış olan Anayasa’nın 14. maddesindeki durumlara giren suçlardır.

Fransız Hukuku’na göre, Parlamentonun hiçbir üyesi, bir cinayet veya cünha nedeniyle, mensubu olduğu Meclis’in Başkanlık Divanı’nın izni olmadıkça, tutuklanamaz, üye hakkında, kişi hürriyetini kısıtlayan veya kaldıran bir tedbir uygulanamaz. Türk Hukuku’nun aksine, yargılama ve sorguya çekme, dokunulmazlık içinde yer almamaktadır. Ancak, tutuklama dahil, kişi hürriyetini sınırlayan tedbirler dokunulmazlığın kaldırılması şartına tabidir. Ayrıca, Fransız Anayasası’na göre dokunulmazlığın kaldırılmasına, Meclis değil, Meclis Başkanlık Divanı karar vermektedir. Fransız Hukuku’nda, cinayet sınıfından olan suçlar nedeniyle yapılan suçüstü halinde dokunulmazlıktan yararlanılamaz. Bizde de ağır cezalık meşhut suçlarda dokunulmazlık söz konusu değildir. Buna karşın Fransız Hukuku’nda, “soruşturmasına seçimden önce başlanmış olan bazı suçlardan dolayı dokunulmazlığın bulunmaması” gibi bir istisna yoktur. Ayrıca Fransız Hukuku’nda dokunulmazlık, bizdekinin aksine, kesinleşmiş cezaların infazını engellememektedir.

Fransız Hukuku uyarınca, ceza davası ve Başkanlık Divanı’nın kararı üzerine hürriyet kısıtlamalarına veya hürriyetin kaldırılmasına neden olan tedbirler, üyenin mensubu olduğu Meclis’in kararıyla toplantı dönemi boyunca askıya alınabilir. Bu düzenlemenin, Türk Hukuku’yla kıyaslanması, mümkün değildir.

III. YASAMA DOKUNULMAZLIĞI KURUMUNDA YAPILABİLECEK DEĞİŞİKLİKLER

1. DOKUNULMAZLIĞIN KAPSAMINA İLİŞKİN OLARAK YAPILABİLECEK DEĞİŞİKLİKLER

a. Muhakeme engeli olan dokunulmazlık

Yasama dokunulmazlığının amacı, milletvekillerinin yasama işlevlerini keyfi engellemelerle karşılaşmaksızın yerine getirmelerini sağlamak olduğuna göre, öncelikle, muhakeme engeli olan dokunulmazlığın kapsamından, “sorguya çekme” ve “yargılama” çıkartılabilir.[62] Çünkü yargılama ve sorguya çekme (ve ifade alma), milletvekilinin görevlerini yerine getirmesini etkilemez. Ancak milletvekilleri hakkında hazırlık soruşturmasının, doğrudan doğruya Cumhuriyet Savcıları tarafından yürütülmesi sağlanmalıdır.

Yargılama açısından ilave edebileceğimiz bir diğer husus ise, yargılamadan, milletvekillerinin çekinmesi için özel bir nedenin bulunmadığıdır. Milletvekilleri de herkesin sahip olduğu haklara sahip olacaklar, bağımsız ve tarafsız mahkemelerde, teminatlı hakimlerce yargılanacaklardır. Eğer yasama organı, mahkemelerin bağımsızlığını ve tarafsızlığını, hakimlerin teminatlarını yeterli görmüyor ise, bu hususları düzeltmek elbette kendi elindedir. Ancak milletvekilleri hakkında Adalet Bakanı’nın “dava aç” emri verme yetkisi (CMUK md. 148 /3) ve valilerin de “dava açılmasını talep etme” yetkileri (CMUK md. 148/4) bulunmamalıdır.[63]

Yargılama konusunda, son olarak, Meclis’e, Almanya ve Fransa’dakinin aksine, yargılamayı erteleyecek bir karar verebilmek yetkisi tanınmasını doğru bulmadığımızı belirtmek istiyoruz. Çünkü böyle bir karar, örneğin, isnadın ciddi olmadığı gibi bir gerekçeye dayandığı takdirde, Anayasa md. 138’de düzenlenen ve hakimlere hiçbir organ, makam, merci ya da kişinin telkinde dahi bulunmasını yasaklayan, görülmekte olan bir davada yasama meclisinde yargı yetkisinin kullanılmasında soru sorulmasına, görüşme yapılmasına, beyanda bulunulmasına izin vermeyen yargı bağımsızlığı ilkesiyle çelişecektir.

Tutma (yakalama ve diğer her türlü hareket hürriyetini sınırlayan, kaldıran tedbirler) ve tutuklama, dokunulmazlık kapsamında yer almaya devam etmelidir. Dolayısıyla hazırlık soruşturmasında milletvekilinin Cumhuriyet Savcısı tarafından ifadesi alınabilmeli, hazırlık soruşturmasında sulh hakimi, son soruşturmada mahkeme başkanı tarafından sorguya çekilebilmelidir. Buna karşın milletvekili, sorgu veya yargılama için bile olsa zorla getirilememeli, yakalanamamalı veya tutuklanamamalıdır.

Milletvekili kaçarsa veya savcı, hakim ya da mahkeme tarafından davet edildiği halde ifade vermek üzere gelmezse, Anayasa’ya ilave edilecek bir hükümle, dava zamanaşımının durması sağlanmalıdır. Şöyle ki, CMUK md. 104 uyarınca sanığın kaçacağı şüphesini uyandıran vakıaların bulunması, bir tutuklama sebebidir. Dolayısıyla, kaçak olan sanığın tutuklanması mümkündür. Önerdiğimiz modelde yasama dokunulmazlığı, milletvekilinin tutuklanmasına engel oluşturacağı için, kaçması halinde zamanaşımının durması yerinde olacaktır. Zamanaşımı durduğu sürece, kaçak olan kişi bir gün ele geçirilebilir.[64]

Buna karşın, CMUK md. 104’te yer alan bir diğer tutuklama sebebi olan ve kısaca “delil araçlarını karartacağını gösteren vakıalar bulunması” şeklinde ifade edebileceğimiz sebebin gerçekleşmesi durumunda, yasama dokunulmazlığının muhakemeye vereceği zararı zamanaşımını durdurarak gidermek mümkün değildir; böyle bir halde dokunulmazlığın meclis kararıyla kaldırılmasını beklemek gerekecektir.

Sanığın davet edildiği halde gelmemesi durumunda CMUK md. 229 uyarınca zorla getirilmesi veya tutuklanması mümkündür. Yasama dokunulmazlığı bulunan bir milletvekili hakkında bu tedbirlerin uygulanamaması halinde de, dava zamanaşımının durması sağlanmalıdır.

Son olarak, milletvekilinin bürosunun, evinin, ulaşım aracının aranmasının, iletişiminin denetlenmesinin dokunulmazlık kapsamına alınması gerektiği görüşünde olduğumuzu ifade etmek istiyoruz. Böylece, milletvekili, yasama işlevininin içinde yer alan yürütmeyi denetleme görevini engellenmeksizin yapabilecektir.

b. İnfaz engeli olan dokunulmazlık

İnfaz engeli olan dokunulmazlık bize göre yerindedir. Şöyle ki, Anayasa md. 76 uyarınca “...taksirli suçlar hariç toplam bir yıl veya daha fazla hapis ile ağır hapis cezasına hüküm giymiş olanlar; zimmet, ihtilas, irtikap, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, inancı kötüye kullanma, dolanlı iflas gibi yüz kızartıcı suçlarla, kaçakçılık, resmi ihale ve alım satımlara fesat karıştırma, Devlet sırlarını aığa vurma, terör eylemlerine katılma ve bu gibi eylemleri tahrik ve teşvik suçlarından biriyle hüküm giymiş olanlar, affa uğramış olsalar bile milletvekili seçilemezler.” Görüldüğü üzere taksirli suçlar hariç toplam bir yıl veya daha fazla hapis ya da ağır hapis cezasına mahkum olanlar ile, aldıkları ceza ne olursa olsun belli suçlardan mahkum olanların milletvekili seçilmeleri mümkün değildir. Böyle bir mahkumiyet, kişi milletvekilli iken kesinleşirse, milletvekilliği düşecek ve infaz engeli olan dokunulmazlık da son bulacaktır.

Dolayısıyla infaz engeli dokunulmazlık, kanaatimizce, muhafaza edilebilir. Bu düzenleme Anayasa Koyucunun iradesiyle de uyumludur. Çünkü yukarıda açıklandığı üzere, Anayasa md. 76, sözü geçen ceza mahkumiyetlerinin milletvekili seçilmeye engel olmadığını hükme bağlamaktadır. Demek ki, böyle bir mahkumiyet kararı nedeniyle milletvekilinin görevden alıkonulması, yasama işlevinin engellenmesi bir çelişki olacaktır.

Buna karşın madde, yalnızca hürriyeti bağlayıcı cezaların infazını engelleyecek şekilde yeniden düzenlenmelidir. Para cezasının ödenmemesi nedeniyle hürriyeti bağlayıcı cezaya dönüşmesi halinde, cezanın infazı Anayasa engeline takılacağı için, önerdiğimiz bu değişiklik herhangi bir sorun doğurmayacaktır.

2. DOKUNULMAZLIĞIN KALDIRILMASI USULÜNE İLİŞKİN OLARAK YAPILABİLECEK DEĞİŞİKLİKLER

Önerdiğimiz modelde, yasama dokunulmazlığının kapsamı, yalnızca tutma ve tutuklamaya indirgenmektedir. Tutmadan anladığımız, yakalama, zorla getirme vs. dahil, kişinin hareket hürriyetini sınırlayan ve böylece yasama işlevini yerine getirmesini engelleyen ya da sınırlayan her türlü işlemdir. Dokunulmazlığın daraltılmış bu kapsamı da dikkate alınarak, meclis kararıyla kaldırılması hususunda çeşitli önerilere geliştirilebilir.

Akla gelebilecek bir öneri, dokunulmazlığın kapsamı daraltıldığından, artık, kaldırılmasının mümkün olmamasıdır. Ancak böyle bir modelde, milletvekili, sorguya ve duruşmaya gelmeyerek muhakemenin yürümesini engelleyebilir ve dokunulmazlığı da kaldırılamayacağı için, kapsamı daraltılmış bile olsa, dokunulmazlık, aşılması mümkün olmayan bir engel oluşturur ve değişiklikle sağlanmak istenen amaca ulaşılamayabilir.

Bir başka alternatif, dokunulmazlığın kaldırılması usulünü, yürürlükteki gibi bırakmaktadır. Ancak yürürlükteki usulün işletilmediği ortadadır.

Bir diğer çözüm ise, dokunulmazlığı kaldırma usulünü kolaylaştırmak ve kalkmasını değil, kalkmamasını oylayacak bir sistem kurmaktır. Şöyle ki Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından TBMM Başkanlığı’na gönderilen dokunulmazlığın kaldırılması talebine, Başkan tarafından Genel Kurul’da okutturulduktan sonra, örneğin on gün içinde yazılı olarak itiraz gelmez ise, dokunulmazlığın kalkması kabul olunabilir. Süre içinde talebe itiraz edilirse -ki ilgili milletvekilinin kendi de itiraz edebilmelidir-, talep, Karma Komisyon’a havale edilir. Karma Komisyon örneğin iki ay içerisinde raporunu Genel Kurul’a sunmaz ise, talebin, Karma Komisyon’un raporu olmaksızın Genel Kurul’da görüşülmesi düşünülebilir.

SONUÇ YERİNE BİR KAÇ SÖZ

Yasama dokunulmazlığı, kişisel bir ayrıcalık değil, tarihsel gerçeklerin de haklı gösterdiği bir gerekliliktir. Kapsamı ve kaldırılması usulü elbette değiştirilebilir, çağdaş örnekleriyle uyumlu hale getirilebilir. Ancak bugün yasama dokunulmazlığının ülkemiz gündeminde yer işgal etmesinin asıl nedeni, hukuki düzenlemeler değil, yasama organının uygulamalarıdır. TBMM, dokunulmazlık dosyalarını geciktirmeksizin, bekletmeksizin sonuçlandırırsa, bunu yaparken de, kendi çıkardığı kanunlara öncelikle kendinin saygı duyması gerektiğini gözden uzak tutmayarak, objektif kararlar verirse, yasama dokunulmazlığı, kamuoyunda büyük bir rahatsızlığa sebebiyet vermeyecektir.


KAYNAKÇA

BİLİR, Faruk: Türkiye’de Milletvekilliği ve Milletvekilliğinin Sona Ermesi, Ankara 2001.

CENTEL, Nur, ZAFER, Hamide: Ceza Muhakemesi Hukuku, İstanbul 2003.

Cİhan, Erol : “Hâkim Unsuru Açısından Ceza Davalarının Uzamasının Sebepleri”, İÜHFM, Doğumunun 100. Yılında Atatürk’e Armağan, cilt XLV-XLVII, sayı 1-4, ss. 873-898.

Dönmezer, Sulhi, ERMAN, Sahir : Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku, cilt 1, İstanbul 1987. (Dönmezer/Erman, cilt 1)

Dönmezer, Sulhi, ERMAN, Sahir : Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku, cilt 3, İstanbul 1985. (Dönmezer/Erman, cilt 3)

ÖZGEN, Eralp, Ceza ve Ceza Muhakeme Hukuku Bilgisi, Eskişehir 1988,

EREM, Faruk, Türk Ceza Hukuku, cilt 1, Ankara 1984. (Ceza, cilt I)

EREM, Faruk, Türk Ceza Hukuku, cilt 2, Ankara 1985. (Ceza, cilt II)

EREM, Faruk : Diyalektik Açısından Ceza Yargılaması Hukuku, Ankara 1986. (Ceza Yargılaması)

FEYZİOĞLU, Metin: Ceza Muhakemesi Hukukunda Tanıklık, Ankara 1996. (Tanıklık)

FeyzİoĞlu, Metin :           “Yasama Dokunulmazlığı”,    AÜHFD, cilt 42, 1991-           1992, sayı 1-4, ss. 21-45. (Yasama)

KIRATLI, Metin : Parlmanter Muafiyetler – Bizde ve Yabancı Memleketlerde-, Ankara 1961

Kunter, Nurullah, YENİSEY, Feridun : Muhakeme Hukuku Dalı Olarak Ceza Muhakemesi Hukuku, cilt 1, İstanbul 2002.

ONAR, Erdal: “1982 Anayasasında Milletvekilliğinin Düşmesi”, Anayasa Yargısı 14, Ankara 1997, ss. 387-469.

ÖZBUDUN, Ergun: Türk Anayasa Hukuku, Ankara 2002.

ÖZEK, Çetin: “Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Kararlarının Anayasa Mahkemesince İncelenmesi Konusuyla İlgili Bazı Sorunlar”, Onar Armağanı, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi, İstanbul 1977, ss. 721-776.

ÖZTÜRK, Bahri, ERDEM, Mustafa R., ÖZBEK, Veli Özer: Uygulamalı Ceza Muhakemesi Hukuku, Ankara 2000.

PERRODET, Antoinette, RICCI, Elena, “The Italian System”, European Criminal Procedures, editör Mirelle Delmas-Marty ve J. R. Spencer, United Kingdom 2002, s. 401.

Taner, Tahir : “Ceza Davalarının Uzaması Sebepleri, Alınması Gereken Tedbirler”, İÜHFM, cilt XII, sayı 1, ss. 969- 980.

TANÖR, Bülent, YÜZBAŞIOĞLU, Necmi, 1982 Anayasasına Göre Türk Anayasa Hukuku, İstanbul 2002.

TEZİÇ, Erdoğan, Anayasa Hukuku (Genel Esaslar), İstanbul 2003, s. 385. (Anayasa)

TEZİÇ, Erdoğan: Türk Parlamento Hukukunun Kaynakları ve İlgili Anayasa Mahkemesi Kararları, İstanbul 1980 (Parlamento)

YÜCEL, Mustafa Tören : “İsveç, Danimarka ve Hollanda’da Savcılık Kurumu”, Yargıtay Dergisi, cilt 15, sayı 1-4, Ocak-Ekim 1989, ss. 645-649.



* Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi’nde (sene 1991-1992, cilt 42, sayı 1-4, ss. 21-45) yasama dokunulmazlığını konu alan bir makale yayınlamıştık. Bu durumda, şimdi yayınladığımız çalışma, bir “yeniden değerlendirme”dir. Böyle bir çalışma yapmamızın nedeni, yasama dokunulmazlığının, aradan geçen yıllarda tartışma konusu olmaktan hiç çıkmamış olması, hatta zaman zaman hukuk ve siyaset gündeminde en üst sıralarda yer almasıdır. Çalışmada, önceki makalemizle kesişen başlıklar olduğu gibi, ilk kez ele aldığımız konular da vardır. Ancak bu çalışmamız önceki makalemizle karşılaştırıldığında, benzer başlıklar altında dahi yeni değerlendirmelerde bulunduğumuz ve konu bütünlüğünü sağlamayı amaçlayan açıklamalar dışında, tekrardan kaçınmaya gayret ettiğimiz görülecektir. İşbu makale, basıma verilmek üzere olan Prof. Dr. Çetin Özek Armağanı’nda yayınlanması için adı geçen Armağan’ın yayın kuruluna da gönderilmiştir.

** Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ceza ve Ceza Usul Hukuku Anabilimdalı Öğretim Üyesi

[1] Bkz. Kunter-Yenisey, s. 87 dn. 100.

[2] Kunter-Yenisey, s. 87.

[3] Feyzioğlu, Yasama, s. 23.

[4] “Yasama dokunulmazlığı bir amaç olmayıp milletvekillerinin halkın iradesini meclise tam olarak yansıtarak milli iradenin eksiksiz gerçekleşmesini sağlamalarının aracıdır…Kuşkusuz anayasakoyucunun yasama dokunulmazlığına 83. maddede yer vermekle güttüğü erek, yasama görevini yürütenlerin bu görevi her türlü kaygı ve baskıdan uzak olarak güvenceli bir biçimde ve gereği gibi yapmalarını sağlamaktır. Diğer bir deyişle yasama dokunulmazlığının amacı, milletvekillerinin, keyfi bir ceza kovuşturmasıyla, geçici bir süre için de olsa, görevlerini yapmaktan alıkonulmalarını önlemektir” (AYMK, 21.3.1994, E. 1994/21, K. 1994/40, http://www.anayasa.gov.tr).

[5] “Günümüz partiler demokrasisinde, yasama dokunulmazlığı, aslında, muhalefeti koruyan yollardan biridir” (Teziç, Anayasa, s. 388). Aynı yönde bkz. Tanör-Yüzbaşıoğlu, s. 241.

[6] Hemen belirtelim ki, infaz engeli olan dokunulmazlığın kaldırılması mümkün değildir; yalnızca muhakeme engeli olan dokunulmazlık kaldırılabilir. İnfaz engeli olan dokunulmazlık, kişinin milletvekilliği sona erince kendiliğinden ortadan kalkar.

[7] Centel-Zafer, bizim muhakeme şartı olarak nitelendirdiğimiz yasama dokunulmazlığını, “kovuşturma şartı” olarak adlandırmaktadırlar (Centel-Zafer, s. 48).

[8] Sulh ceza hakiminin ceza kararnamesi yazması bir yargılamayı gerektirdiğinden, bu işlemin yapılması da yasama dokunulmazlığı engelinin kalkmasına bağlıdır (Kunter-Yenisey, s. 87).

[9] Teziç ise, milletvekilinin ifadesinin alınabileceğini ileri sürmektedir. Yazar bu görüşüne gerekçe olarak, Meclis’in dokunulmazlığın kaldırılması konusunda karar verebilmesi için iddialar hakkında yeterli bilgi sahibi olması gerektiğini göstermektedir (Teziç, Anayasa, s. 386).

[10] Anayasa’nın 84. maddesi, 4121 sayılı Kanun’la değiştirilinceye kadar, kesin hükmün Genel Kurul’a bildirilmesi yetmiyor, üyeliğin düşmesi için, Meclis’in karar alması gerekiyordu.

[11] Genel Kurul toplantıda değilse, kesin hükmün Genel Kurul’a derhal bildirilmesi mümkün olamayacağı için, milletvekilliğinin düşmesi ve infazın başlaması gecikecektir.

[12] Bilir, s. 112. Biz de önceki çalışmamızda bu görüşü ileri sürmüştük (Feyzioğlu, Yasama, s. 31). Ancak artık, amaçsal yorumun sınırlarını zorlayan bu değerlendirmenin tartışmalı olduğunu, “olan”dan ziyade, “olması gereken”i ifade ettiğini düşünüyoruz.

[13] Feyzioğlu, Yasama, ss. 32-33.

Anayasa md. 83’te, ceza mahkumiyetinin infazının üyeliğin sonuna ertelenmesi ayrı bir fıkra halinde düzenlenmiştir ve zamanaşımının işlemeyeceği hükmü bu fıkrada yer almaktadır. Ayrıca, “üyelik süresince zamanaşımı işlemez” ibaresi ayrı bir cümle değildir; ceza hükmünün infazını erteleyen cümleye noktalı virgülle bağlanmıştır. Bu düzenleme şekli, zamanaşımının dava zamanaşımını da içerecek şekilde geniş yorumlanmasını imkansız kılmaktadır. Anayasa’nın bu hükmünün kıyas yoluyla dava zamanaşımına uygulanması da mümkün değildir. Çünkü zamanaşımı maddi ceza hukukuna ait bir kavramdır ve kanunilik ilkesine tabidir.

Anayasa’nın sadece ceza zamanaşımını düzenlemiş olması eleştirilebilir. Şöyle ki, aşağıda 1. Bölümün IV numaralı alt başlığında açıklanacağı üzere milletvekili hakkında kamu davası açılmasına bir engel yoktur. Ancak dokunulmazlık nedeniyle yargılama yapılamayacağından, durma kararı verilecektir.

TCK’nun 104. maddesine göre kamu davasının açılması, dava zamanaşımını keser. Aynı maddenin ikinci fıkrası, zamanaşımının, kesildiği tarihten itibaren yeniden işlemeğe başlayacağını ve zamanaşımını kesen sebeplerin TCK’nun 102. maddesinde tesbit edilmiş olan süreleri yarıdan fazla uzatamayacağını bildirmektedir. Davanın sadece belirli süre içinde açılmasını değil, belirli süre içinde sonuçlandırılmasını da gerekli kılan sözkonusu hükümler karşısında Anayasa’nın ilgili maddesinde dava zamanaşımının durmasının düzenlenmemiş olması, dokunulmazlığı sorumsuzluğa dönüştürebilecek bir eksikliktir.

Anayasa hükmünün yalnızca ceza zamanaşımını düzenlediği görüşü için bkz. Özgen, ss. 100-101. Dönmezer-Erman ise, Anayasa’nın 83/3 maddesinde yeralan “üyelik süresince zamanaşımı işlemez” hükmünün genişletici yoruma tabi tutularak dava zamanaşımını da kapsar biçimde anlaşılması gerektiğini ifade etmektedir (Dönmezer-Erman, cilt 3, s. 349). Erem de Anayasa’nın 83/3. maddesinde anılan zamanaşımını -tartışmasına girmeden- “dava zamanaşımı” olarak kabul etmektedir (Erem, Ceza, cilt 1, s. 184; Erem, Ceza, cilt 2, ss. 507-508). Kıratlı, yasama dokunulmazlığının gerek 1924 gerekse 1961 anayasaları açısından dava ve ceza zamanaşımını durduran bir sebep olduğu görüşündedir (Kıratlı, s. 107). Kanaatimizce, 1961 Anayasası açısından olmasa da, 1924 Anayasası bakımından milletvekili dokunulmazlığının hem dava hem de ceza zamanaşımını durdurduğu söylenebilir. Yasama dokunulmazlığı, 1924 Anayasası’nın 17. maddesinde yasama sorumsuzluğu ile birlikte tek fıkra halinde düzenlenmiştir. Maddede adı geçen zamanaşımının dava veya ceza zamanaşımı olduğu yolunda bir açıklık bulunmadığına göre yasama dokunulmazlığının 1924 Anayasası’nda hem dava hem de ceza zamanaşımını durdurduğu kabul edilebilir. Ancak aynı değerlendirmenin, 1961 ve 1982 anayasaları açısından yapılması mümkün değildir.

Dokunulmazlık, dava açılmasına engel teşkil etmediğinden, kamu davasının açılmasının karar alınmasına bağlı olduğu hallerde kararın alınmasına kadar zamanaşımının duracağını hükme bağlayan TCK’nun 107. maddesi burada uygulanmayacaktır.

Yargıtay 2. Ceza Dairesi ise 14.10.1997 gün ve E. 1997/14100, K. 1997/13205 sayılı kararında (bkz. Yargıtay Kararları Dergisi, cilt 24, sayı 2, Şubat 1998, ss. 442-443), yasama dokunulmazlığının bir dava engeli olduğunu kabul etmek suretiyle, dokunulmazlık kaldırılmadığı sürece TCK md. 107 uyarınca dava zamanaşımının duracağı sonucuna ulaşmıştır.

Yasama dokunulmazlığının bir dava engeli olmadığı görüşünde olan Öztürk-Erdem-Özbek ise savcının, kamu davası açabilmek için milletvekilinin ifadesini alması gerekiyorsa, yani somut olayda kamu davası açılması ya da takipsizlik kararı verilmesi, ancak milletvekilinin ifadesi elde edilip değerlendirildikten sonra mümkün olabilecekse, TCK md. 107 uyarınca zamanaşımının duracağını ileri sürmüşlerdir (Öztürk-Erdem-Özbek, s. 80 dn. 142).

Kanaatimizce, yazarların savunduğu gibi bir ayrım yapılması mümkün değildir. Çünkü TCK md. 107’de dava açılıp açılmayacağı hususu değerlendirilirken yapılması gerekli bazı işlemlerin yapılabilmesinin karara bağlı olması hali değil, doğrudan doğruya davanın açılmasının karara bağlı olması hali düzenlenmektedir. Aksine bir yorum yapılırsa, TCK md. 107’nin milletvekilleri hakkında uygulanması veya uygulanmaması, Cumhuriyet Savcılarının denetlenmesi fiilen mümkün olmayacak takdirine bırakılmış olacaktır. Bu durumda, somut olayda Cumhuriyet Savcısı, kamu davası açabilmek için sanığın (sanık milletvekilinin) ifadesine ihtiyaç duyduğunu belirterek yasama dokunulmazlığının kaldırılması usulünü başlatırsa, TCK md. 107 uygulanacak ve zamanaşımı duracak, bunu yapmaz da, kamu davasını açarsa, TCK md. 253 uyarınca verilecek durma kararı sonucunda muhakeme duracak, fakat TCK md. 107 uygulanmayacağı için zamanaşımı durmayacaktır

[14] Kıratlı, milletvekilinin meskeninin aranabileceği ama haberleşme gizliliğinin ihlal edilemeyeceği görüşündedir (Kıratlı, ss.88-89). Teziç, milletvekilinin ikametgahında arama yapılabileceğini, ancak ona karşı zor kullanmanın mümkün olmadığını ifade etmiştir (Teziç, Anayasa, s. 386). Tanör-Yüzbaşıoğlu da, aynı görüşü dile getirmişlerdir (Tanör-Yüzbaşıoğlu, s. 243). Biz ise, önceki çalışmamızda, milletvekilinin üstünün aranabileceği ve kendisine karşı zor kullanılabileceği görüşündeydik (Feyzioğlu, Yasama, s. 31). Yukarıda açıkladığımız gerekçeyle, bu görüşümüzden vazgeçtik.

[15] Kunter-Yenisey, cilt 1, s. 88; Öztürk-Erdem-Özbek, s. 79. Karşı görüş için bkz. Y.2.CD., 14.10.1997 gün ve E. 1997/14100, K. 1997/13205 (Yargıtay Kararları Dergisi, cilt 24, sayı 2, Şubat 1998, ss. 442-443).

[16] “9.2.1995 tarihinde dikkatsizlik ve tedbirsizlikle bir kişinin yaralanmasına neden olmak suçundan hakkında 13.11.1995 tarihli iddianame ile kamu davası açılan sanığın 19.12.1995 tarihinde yapılan Milletvekili Genel Seçiminde Zonguldak Milletvekili seçildiği dosyadaki belgeden anlaşılmasına göre, mahkemece bu tarihten sonra yargılamaya devam edilmeyerek CMUK’nun 253/4. maddesi uyarınca yargılamanın durdurulmasına karar verilmek gerekirken yargılamaya devamla 27.11.1996 tarihinde hüküm kurulması yasaya aykırı olduğundan....” (Y.2.CD., 14.10.1997 gün ve E. 1997/14100, K. 1997/13205, Yargıtay Kararları Dergisi, cilt 24, sayı 2, Şubat 1998, ss. 442-443).

[17]Dönmezer-Erman, cilt 1, s. 256.

[18] Feyzioğlu, Tanıklık, s. 101.

[19] Yargılama yasağı, hiç kuşku yok ki, asıl ceza muhakemesi yürürken, onun içinde yürümesi gereken tali ceza muhakemeleri açısından da geçerlidir.

[20] Biz, önceki çalışmamızda bu istisnai durumları, dokunulmazlığın istisnaları olarak değil, dokunulmazlığın meclis kararıyla kalkmasının istisnaları olarak ele almış ve bunları, “dokunulmazlığın kendiliğinden kalktığı haller” şeklinde nitelendirmiştik (bkz. Feyzioğlu, Yasama, s. 38). Bu nitelendirmeyi yaparken, milletvekilinin ağır cezalık bir meşhut suç işlemekle suçlandığı hallerde, bu suçlamanın, dokunulmazlığı, meclis kararına gerek olmaksızın kaldırdığını   düşünmüştük. Ancak konuyu, kişi milletvekili seçilmeden önce soruşturmasına başlanılmış olan Anayasa md. 14 kapsamındaki suçlar açısından düşündüğümüzde, kişinin, milletvekili seçilmesine rağmen, bu suçların soruşturma ve kovuşturmaları açısından hiç dokunulmazlık kazanmadığını görüyoruz. Bu nedenle, esasa ilişkin bir fark yaratmasa yukarıdaki başlık altında bir sınıflandırmayı tercih ettik.

[21] Dönmezer-Erman, bu bildirimin, Meclis’in kovuşturmayı erteleme yetkisini kullanabilmesini temin amacıyla yapıldığını ileri sürmüşlerdir (Dönmezer-Erman, cilt 1, s. 257). Aşağıda açıklayacağımız üzere, biz bu görüşe katılamıyoruz.

[22] 1924 Anayasası’nın yasama dokunulmazlığını düzenleyen 17. maddesi, suçların “cinayet”, “cünha” ve “kabahat” olarak sınıflandırıldığı Osmanlı Ceza Kanunnamei Hümayunu’ndaki “cinayet” sınıfına giren suçlarda suçüstü yakalanma halinde, yasama dokunulmazlığının bulunmadığını hükme bağlamıştı. 1926 senesinde yürürlüğe giren TCK, cezanın ağırlığına göre yapılan bu üçlü ayrımı terk ederek, suçların niteliklerine göre cürüm ve kabahat olarak sınıflandırıldığı ikili ayrımı tercih etmiş ve 10. maddesinde, cürümlerin cezalarını “idam”, “ağır hapis”, “hapis”, “hapis”, “sürgün (1965 tarihli ve 647 sayılı Kanun ile daha sonra yürürlükten kaldırılmıştır)”, “ağır cezayı nakdi”, “hidematı ammeden memnuiyet” olarak tesbit etmiştir. Dolayısıyla, 1924 Anayasası yürürlüğe girdikten sonra kabul edilerek yürürlüğe sokulan TCK’nda “cinayet” suçları diye bir suç sınıfı bulunmamaktadır. Ancak TCK’nun 587. maddesine göre “Elyevm meri olup cinayet, cünha ve kabahat taksimatına müstenit ahkamı havi bulunan kanunlarda münderiç (mücazatı terhibiye) ve (cinayet) tabirleri badema ceza kanununda muharrer müebbet veya muvakkat ağır hapis ve beş seneden fazla hapis ve hidematı ammeden müebbeden memnuiyet ve müebbet sürgün cezaları ile bunları müstelzim cürümlere, (mücazatı tedibiye) ve (cünha) tabirleri beş sene ve beş sene kadar hapis ve muvakkat sürgün ve ağır cezayı nakdi ile bunları müstelzim cürümlere ve (mücazatı tekdiriye) tabiri de hafif hapis ve hafif cezayı nakdi ve meslek ve sanatın tatili cezalariyle bunları müstelzim fiillere, masruf olacaktır.” Bu itibarla, “mücazatı terhibiye” ve “cinayet” tabirlerinin “müebbet veya muvakkat ağır hapis ve beş seneden fazla hapis ve hidematı ammeden müebbeden memnuiyet ve müebbet sürgün cezaları ile bunları müstelzim cürümler” olarak anlaşılması gereklidir.

[23] Mevzuatımızda meşhut suçların yargılaması, 3005 sayılı Meşhut Suçların Muhakeme Usulü Kanunu’nda düzenlenmiştir. Ancak suçun meşhut suç olması ayrı, yargılamasının bu Kanuna göre yapılması ayrı hususlardır. Meşhut bir suçun yargılamasının 3005 sayılı Kanuna göre yapılması her zaman mümkün olmadığı gibi, bazı özel kanunlar (örneğin 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu md. 75), meşhut olmayan suçların yargılamalarının da sözü geçen Kanuna göre yapılacağını hükme bağlamışlardır.

[24] Özbudun, ss. 279-280; aynı yönde bkz. Tanör-Yüzbaşıoğlu, s. 242; Bilir, s. 113.

[25] Teziç, Anayasa, s. 385; Dönmezer-Erman, cilt 1, s. 257.

Kıratlı’ya göre de “…gerek 1924 Anayasasının 17 nci gerek 1961 Anayasasının 79 uncu maddelerinde Meclisin, suç üstü kovuşturmasını durdurabileceğine dair açık bir hüküm yoksa da, bu maddelerin genel anlamından Meclisin böyle bir yetkisinin bulunduğunu kabul etmek gerekir. Zira aynı maddeler, kesinleşmiş cezai bir hükmün infazını bile otomatikman milletvekilliğinin sonuna tâlik etmek Meclis için çok daha mümkün olmalıdır” (Kıratlı, s. 102). Ancak Kıratlı, “müşterek hukuka istisna teşkil eden bütün hükümler dar bir şekilde uygulanmalıdır” gerekçesiyle, Anayasa tarafından Meclis’e böyle bir yetkinin verilmesinin yanlış olduğunu ileri sürmektedir (Kıratlı, s. 102).

Metin kısmında açıkladığımız üzere, 1982 Anayasası’na göre Meclis’in kovuşturmaları erteleme yetkisi bulunmamaktadır. Aynı görüşümüz 1961 ve 1924 anayasaları açısından da geçerlidir. Şöyle ki, ceza mahkumiyetinin infazının bir anayasa hükmünün doğrudan doğruya uygulanması nedeniyle milletvekilliği sıfatının sona ermesine ertelenmesi, yasamanın yargıya müdahalesi anlamına elbette gelmeyecektir. Ancak Meclis’in, başlamış bir kovuşturmayı ertelemesi, kuşkusuz, yargıya bir müdahale olacaktır. Dolayısıyla, ceza mahkumiyetinin infazının dahi ertelendiği bir halde, Meclis’in kovuşturmaları erteleme yetkisi öncelikle vardır demek, doğru değildir; mahkumiyetin infazını erteleyen Meclis değil, doğrudan doğruya Anayasa’nın ilgili hükmüdür. Başka bir ifadeyle, Meclis’in mahkumiyetin infazını erteleme yetkisi yoktur ki, soruşturma ve kovuşturmayı erteleme yetkisinin öncelikle olduğu tartışılsın.

[26] And içmenin göreve başlamanın ön koşulu olduğuna, milletvekilliği sıfatının and içmeden önce kazanıldığına dair bkz. Onar, s. 454; Tanör-Yüzbaşıoğlu, s. 234.

[27] 1924 Anayasası md. 26: “Kanun koymak, kanunlarda değişiklik yapmak, kanunları yorumlamak, kanunları kaldırmak, Devletlerle sözleşme, andlaşma ve barış yapmak, harb ilan etmek, Devletin bütçe ve kesin hesap kanunlarını incelemek ve onamak, para basmak, tekelli ve akçalı yüklenme sözleşmelerini ve imtiyazları onamak ve bozmak, genel ve özel af ilan etmek, cezaları hafifletmek ve değiştirmek, kanun soruşturmalarını ve kanun cezalarını ertelemek, mahkemelerden çıkıp kesinleşen ölüm cezası hükümlerini yerine getirmek gibi görevleri Büyük Millet Meclisi ancak kendisi yapar.”

[28] Tanör-Yüzbaşıoğlu ise, milletvekilliği sıfatının, dolayısıyla milletvekilli hak ve ayrıcalıklarının, milletvekillerinin “seçim bölgelerindeki İl Seçim Kurullarından seçildiklerine dair mazbatayı aldıklarında” kazanılacağı görüşündedir (Tanör-Yüzbaşıoğlu, s. 234). Bilir de, bu konudaki çeşitli görüşleri ayrıntılı bir şekilde tartıştığı çalışmasında, “milletvekilliği sıfatının, il seçim kurulu tarafından milletvekili seçildiğine dair tutanağın alınmasıyla kazanılması” gerektiğini ifade etmiştir (Bilir, s. 84).

[29] Yasama dokunulmazlığının meclis kararıyla kaldırılması durumunda ise, dokunulmazlık, yalnızca isnad konusu fiille ilgili olarak kalkmaktadır. Aynı şekilde, milletvekilinin yasama dokunulmazlığının istisnaen bulunmadığı “ağır cezayı gerektiren suçüstü hali”nde ve “seçimden önce soruşturmasına başlanmış olmak kaydıyla Anayasa’nın 14. maddesindeki durumlar”da dokunulmazlık, yalnızca milletvekiline isnad olunan fiil açısından bulunmayacak, isnad edilen veya edilecek diğer fiiller açısından milletvekili, kaldırılmadığı sürece, yasama dokunulmazlığından yararlanmaya devam edecektir.

[30] Kıratlı, s. 107.

[31] Teziç, Anayasa, s. 387.

[32] Aynı görüş için bkz. Bilir, s. 119.

[33] Cumhuriyet Senatosu İçtüzüğü madde 139/1 ve 2 : “Bir üyenin yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına ait istekler mahkemeler veya savcılıklardan Adalet Bakanlığına intikal ettirilir.” “Adalet Bakanlığı, durumu, gerekçeli bir tezkere ile Başbakanlık yoliyle C. Senatosu Başkanlığına bildirir.”

[34] Ceza muhakemesi hukukunda kıyas serbestisi hakkında bkz. Kunter-Yenisey, ss. 528-529.

[35] “Anayasa, dokunulmazlığın kaldırılması kararlarının yarı-yargısal niteliğini gözönünde bulundurarak, bu kararların siyasal saiklerden mümkün olduğu kadar az etkilenmesini istemiştir” (Özbudun, s. 280).

[36] Bu konuda bkz. Özek, ss. 771-772.

[37] Kıratlı, dokunulmazlığın kaldırılması talebi konusunda karar verirken Meclis’in, yalnızca, dokunulmazlığının kaldırılması sonucunda milletvekilinin hürriyeti kısıtlanır ise bu durumun kendi çalışmalarını sekteye uğrayıp uğramayacağı ve isnadın dürüst ve ciddi olup olmadığı hususlarını dikkate alması gerektiği görüşündedir (Kıratlı, s. 112). Biz bu değerlendirme noktalarına, suç isnadının konusu olan fiilin, sorumsuzluk kapsamında olup olmadığı hususunu ilave ettik. Buna karşın, ciddi olmayan bir isnad, zaten dürüst olmayacağı için ve bunun dışında, “isnadın dürüstlüğü”nün değerlendirilmesi, delillerin hukuka aykırı yöntemlerle elde edilip edilmediği gibi ayrıntılı incelemeleri gerektirdiği için, bu ölçütü benimsemedik.

[38] Uygulanmasını yerinde görmediğimiz söz konusu ölçütler, artık yürürlükte olmayan Cumhuriyet Senatosu İçtüzüğü’nde yer almaktadır. Adı geçen İçtüzüğün 140/1. maddesi uyarınca “Bir C. Senatosu üyesine suç teşkil eden bir fiil isnad edilir ve Alt Komisyon isnadın ciddiyetine ve yasama dokunulmazlığının kaldırılması talebinin siyasi maksatlara dayanmadığına kanaat ettirir ve kovuşturma konusu olan fiilin kamu oyundaki etkisi bakımından yahut üyenin şeref ve haysiyetini koruma yönünden dokunulmazlığın kaldırılmasında zaruret bulunursa yasama dokunulmazlığının kaldırılması hakkında gerekçeli bir rapor düzenliyerek Anayasa ve Adalet Komisyonuna sunar.” Yukarıda açıkladığımız nedenlerle, fiilin kamu oyundaki etkisinin veya üyenin şeref ve haysiyetinin korunmasının dokunulmazlığın kaldırılmasıyla ilgili bir ölçüt değeri olmamalıdır. Talebin siyasi saiklere dayanıp dayanmadığı ise, isnadın ciddiliğiyle ilgilidir.

[39] Özek, isnadın konu ve doğruluk yönünden ciddiliğini birbirinden ayırmakta ve yasama dokunulmazlığının kaldırılmasının hukuka uygun olabilmesi için, isnadın hem konu hem de doğruluk yönünden ciddi olması gerektiğini, bu itibarla, taksirli suçlara, kabahatlere, yalnız para cezası gerektiren suçlara ve para cezasına çevrilme olanağı bulunduğundan, kısa süreli hürriyeti bağlayıcı ceza gerektiren suçlara dair isnadların, konu açısından ciddi olmadığını ileri sürmektedir (Özek, ss. 748-749).

[40] 15 günlük bu süre düzenleyici bir süredir; Anayasa Mahkemesi’nin dokunulmazlığın kaldırılması kararlarını öncelikle ve geciktirmeden incelemesini sağlamaya yöneliktir. Anayasa Mahkemesi’nin bu süreye uymaması kuşkusuz herhangi bir hak kaybına yol açmaz.

[41] Yasama dokunulmazlığının kaldırılması kararlarını denetlerken, Anayasa Mahkemesi’nin şekil açısından üzerinde durduğu, iptal sebebi saydığı ve saymadığı hukuka aykırılıklar için bkz. Teziç, Parlamento, s. 131 vd.

[42]Anayasa Mahkemesi’nin görev ve yetkilerini düzenleyen Anayasa’nın 148. maddesinin ikinci fıkrası, kanunların şekil bakımından denetlenmesini son oylamanın öngörülen çoğunlukla yapılıp yapılmadığının denetlenmesi ile sınırlamıştır. Bu hüküm karşısında, son oylamadan önceki şekil bozukluklarının Anayasa Mahkemesi’nce denetlenmesi mümkün değildir. 148/2. madde, şekil denetimini sınırlayan bir istisna hükmüdür. İstisna hükümleri kıyas yoluyla uygulanamaz. Bu nedenle sözkonusu sınırlamayı meclis kararlarının denetiminde de uygulamak mümkün değildir. Öyleyse, Anayasa’nın, Anayasa Mahkemesi’nin denetimine tabi kıldığı meclis kararları, gerek son oylamadaki gerekse son oylamadan önceki aşamalardaki şekil bozuklukları nedeniyle iptal olunabilirler. Aynı görüş için bkz. Bilir, s. 117. Karşı görüş için bkz. Dönmezer- Erman, cilt 1, s. 263.

[43] Anayasa Mahkemesi, yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına dair kararların hukuka uygunluğunu denetlerken, Karma Komisyon’un ve Hazırlık Komisyonu’nun oluşumuna özel bir önem vermektedir: “Karma Komisyon'un yasa tasarı ve tekliflerini inceleyen komisyonlara göre daha özel bir durumu vardır. Yasa tasarı ve tekliflerinin komisyonlarda belirli bir süre içinde incelenip sonuçlandırılmaması durumunda doğrudan doğruya gündeme alınarak Genel Kurul'da görüşülmesi yolunun açık olmasına karşın, (İçtüzük m. 38) yasama dokunulmazlığı konusunda böyle bir yönteme yer verilmemiştir. Konunun mutlaka Hazırlık Komisyonu'nda ve Karma Komisyon'da incelenmesi ve karara bağlanması zorunludur” (AYMK, 31.12.1997, E. 1997/72, K. 1997/74, http://www.anayasa.gov.tr). Aynı yönde bkz. AYMK, 31.7.1998, E. 1998/38, K. 1998/50, http://www.anayasa.gov.tr; AYMK, 30.12.1997, E. 1997/73, K. 1997/73, http://www.anayasa.gov.tr.

[44] Yasama dokunulmazlığının kaldırılması kararlarının Anayasa Mahkemesince denetimini 1961 Anayasası açısından incelediği, akla gelebilecek hemen her sorunu ayrıntılı bir şekilde tartıştığı ve bugün de geçerliliğini koruyan makalesinde Özek, Anayasa Mahkemesinin, söz konusu denetimi amaç, konu, sebep unsurları açısından yapabileceğini, isnadın ciddi olup olmadığını, delilleri değerlendirmek suretiyle denetleyebileceğini, isnad konusu fiilin kamuoyundaki etkisini, kendini orta seviyeli bir vatandaş yerine koyup değerlendirebileceğini, dokunulmazlığın kaldırılmasının milletvekilinin şeref ve haysiyetinin korunması açısından zorunlu olup olmadığı hususunu dahi takdir edebileceğini ileri sürmektedir (Özek, ss. 724-734, 743-757, 765-769). Bilir de, Anayasa Mahkemesi’nin karar verirken, “isnadın ciddi olup olmadığı”nı, “siyasi maksatlara dayanmaması”nı, “kovuşturma konusu eylemin kamu oyundaki etkisi”ni, “milletvekilinin şeref ve haysiyetinin korunması”nı dikkate alacağını savunmaktadır (Bilir, s. 117). Biz, delillerin Anayasa Mahkemesince değerlendirilmesi yargıya müdahale niteliği taşıyacağı, isnad konusu fiilin kamuoyundaki etkisi gibi ölçütler ise, ceza muhakemesinin bünyesine yabancı olduğu için, Anayasa Mahkemesinin denetiminin daha dar kapsamlı olması gerektiği görüşündeyiz.

[45] AYMK, 21.3.1994, E. 1994/21, K. 1994/40; 21.3.1994, E. 1994/9, K. 1994/28. Kararlar   için bkz. http://www.anayasa.gov.tr.

[46] Bu hususu, yukarıda, Meclis’in uygulayacağı ölçütler arasında saymadık. Çünkü, Meclis’in talepte yer alan fiille bağlı kalması, dokunulmazlığın kaldırılıp kaldırılıp kaldırılmayacağına karar verirken başvuracağı bir ölçüt değil, hangi fiil için dokunulmazlığın kaldırılması gerektiğini belirlerken dikkat edilmesi gereken bir kuraldır.

47 İşin meclis soruşturmasına tabi olup olmadığının incelenmesi, aslında, dokunulmazlığın kaldırılmasını talep eden makamın bir usul hatası yapıp yapmadığının incelenmesi anlamına gelmektedir. Ancak bu inceleme, dokunulmazlığın kaldırılması usulüne ilişkin bir inceleme , olmayıp, isnada ilişkin değerlendirmelerde bulunulmasını gerektirmektedir. Dolayısıyla bu durumda Anayasa Mahkemesi şekilden değil, esastan bir denetim yapacaktır. Ancak Anayasa Mahkemesi, bu hususta açık bir tutum sergilememiş, önüne gelen bir işte ileri sürülen böyle bir iddiayı “biçim yönünden inceleme” ve “esas yönünden inceleme” başlıkları altında değil, bu iki başlık arasında yer verilen “davacının aykırılık savlarının incelenmesi” başlığı altında değerlendirmiştir: Bkz. AYMK, 31.12.1997, E. 1997/72, K. 1997/74 ( http://www.anayasa.gov.tr).

[48] Anayasa Mahkemesi, tesbit edebildiğimiz kadarıyla son kararlarında, dokunulmazlığın kaldırılması talebinde yer alan isnadları sıralayıp, delilleri kısaca özetlemekte, ancak delillerin tartışma ve değerlendirmesine girmemektedir:

Örneğin şu kararında Anayasa Mahkemesi (AYMK, 31.12.1997, E. 1997/72, K. 1997/74, http://www.anayasa.gov.tr), “Anayasa'nın 85. maddesinde, dokunulmazlığın kaldırılmasına ilişkin kararın Anayasa'ya, Yasa'ya ve İçtüzüğe uygunluğunun denetlenmesi öngörülmüştür. Anayasa'nın 2. maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk Devleti olarak tanımlanmıştır. Bu nedenle, yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin kararların denetiminde, hukuk Devletinden beklenen objektif ölçülerin esas alınması zorunludur.

Yasama dokunulmazlığının kaldırılması kararının iptaline ilişkin istemin, suçlamanın ciddîliği, siyasî amaçlara dayanmaması, üyenin şeref ve onurunun korunması, hukuksal gerekler dışına çıkılmaması yönlerinden incelenmesi gerekir.

Dokunulmazlık, yasama organı üyelerini, görevlerini tam olarak yerine getirmelerini engelleyecek gereksiz suçlamalardan korumak amacına yöneliktir. Ancak yöneltilen suçlamanın ciddî olması halinde yargılanma yolunun açılması, kamu yararı ve milletvekilinin şeref ve onurunun korunması bakımından zorunlu bulunmaktadır. İsnadın ciddî olduğunun kabulü için ağırlığı yeterli görülmeyip, gerçeğe uygunluğunun da araştırılması gerekir” dedikten sonra, maddi olaylar ve bununla ilgili olarak savcılıkça ele geçirilen bilgi ve belgeler, herhangi bir değerlendirme yapılmaksızın Başsavcılık fezlekesinden nakledilmektedir. Maddi olayların ve bilgi ve belgelerin nakledilmesi bittikten sonra “Fezleke ve eklerinin incelenmesinden, Elazığ Milletvekili Mehmet Kemal Ağar hakkındaki suçlamaların ciddî olduğu kanısına varılmıştır” demek suretiyle isnadı ciddi bulduğunu ifade etmektedir. Burada dikkat edilmesi gereken husus, Anayasa Mahkemesi’nin isnadı ciddi olduğuna dair bir kanaat sahibi olurken, delilleri tartışmamış olmasıdır.   Aynı yönde bkz. AYMK, 30.12.1997, E. 1997/73, K. 1997/73, http://www.anayasa.gov.tr.

Buna karşın, Anayasa Mahkemesi’nin daha eski bazı kararlarında, delillerin ayrıntılı bir şekilde ele alınıp, tartışıldığı görülmektedir. Mahkeme her ne kadar bunun bir delil değerlendirmesi değil, isnadın ciddiliğini anlamak üzere, isnadın dayanaklarına inilmesi ve bu şekilde delillerin “elden geçirilmesi” olduğunu ileri sürse de, aslında delilleri tartışmakta ve değerlendirmektedir. Delillerin tartışılmasının amacının ispata değil, isnadın ciddiliğine yönelmiş olması, delillerin değerlendirilmediği anlamına gelmez. “Cumhuriyet Senatosunun Cumhurbaşkanınca seçilmiş üyesi Osman Köksal'a yapılan ve yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına yol açan isnadın ciddi olup olmadığı konusunda isabetli bir sonuca varmak için isnadın dayanaklarına kadar inilmesi zorunluğu vardır; bu da tabiatiyle delillerin elden geçirilmesini gerektirecektir. Ancak böyle bir tutumun delillerin değerlendirilmesi ile karıştırılmaması yerinde olur. Delillerin değerlendirilmesi, hükme yönelen bir tartma, ölçme eylemidir; suçun sübut bulup bulmadığını araştırır; görevli yargı yerlerine özgüdür. Anayasa Mahkemesinin burada yapacağı ise sübut yönünden değil ancak isnadın ciddi olarak nitelendirilmesine olanak bulunup bulunmadığı bakımından ve yalnızca bu yönde aydınlanacak kadar, delillerin üzerinde durmaktır” (AYMK, 17/8/1971 ve 19/8/1971, E. 1971/41, K. 1971/67, http://www.anayasa.gov.tr). Aynı yönde bkz. AYMK, 15.7.1971, E. 1971/37, K. 1971/66.

[49] Anayasa Mahkemesi, yukarıda alıntılar yaptığımız şu kararında (AYMK, 31.12.1997, E. 1997/72, K. 1997/74, http://www.anayasa.gov.tr), isnadın ciddiliği ile kamu yararı ve milletvekilinin şeref ve onurunun korunmasını birbirine bağlamakta, isnad ciddi ise, dokunulmazlığın kaldırılmasında kamu yararı bulunduğunu ve milletvekilinin şeref ve haysiyetinin korunması bakımından yargılanma yolunun açılması gerektiğini ifade etmektedir: “Dokunulmazlık, yasama organı üyelerini, görevlerini tam olarak yerine getirmelerini engelleyecek gereksiz suçlamalardan korumak amacına yöneliktir. Ancak yöneltilen suçlamanın ciddî olması halinde yargılanma yolunun açılması, kamu yararı ve milletvekilinin şeref ve onurunun korunması bakımından zorunlu bulunmaktadır. İsnadın ciddî olduğunun kabulü için ağırlığı yeterli görülmeyip, gerçeğe uygunluğunun da araştırılması gerekir.” Ancak kamu yararının ve milletvekilinin şeref ve haysiyetinin korunmasının isnadın ciddiliğinden ayrı olarak dikkate alınamayacağı izlenimini veren bu kararın devamında, “Öte yandan, Mehmet Kemal Ağar'a yönelik suçlamalar, üyenin şeref ve onurunun korunması yönlerinden incelendiğinde de, bunların yasama dokunulmazlığının kaldırılması için yeterli olduğu ve yasama organı üyeliği göreviyle bağdaşmayacak nitelikte bulunduğu anlaşıldığından, belirtilen yönlerden de Anayasa'ya, Yasa'ya ve İçtüzük kurallarına aykırılık görülmemiştir” demek suretiyle, “milletvekilinin şeref ve haysiyetinin korunması” hususunu, isnadın ciddiliğinden ayrı olarak ele alıp almadığı konusunda tereddüt yaratmaktadır. Aynı yönde bkz. AYMK, 30.12.1997, E. 1997/73, K. 1997/73; AYMK, 31.7.1998, E. 1998/38, K. 1998/50. Bu kararlar için bkz. http://www.anayasa.gov.tr.

[50] Anayasa Mahkemesi, isnadın siyasi saikle yapılıp yapılmadığını incelerken “…kararın alınmasındaki yöntemler incelendiğinde, dokunulmazlığın kaldırılmasının siyasal amaca yönelik olmadığı da anlaşılmaktadır” demek suretiyle isnadın siyasi saikle yapılıp yapılmadığı hususu yanında, dokunulmazlığın siyasi saikle kaldırılıp kaldırılmadığını da denetlediği izlenimini veren bir yaklaşım sergilemiştir. Oysa dokunulmazlığın kaldırılması usulündeki hukuka aykırılık, esasa değil, şekle ilişkin bir hukuka aykırılıktır. Demek ki esas açısından yapılan incelemede denetlenen husus, dokunulmazlığın kaldırılmasının saiki değil, isnadın saiki olmalıdır. Bu saikin siyasi saik olduğu ise, ancak isnad ciddi değilse ileri sürülebilir. Aksi takdirde, daha önce sıraya girmiş bir dokunulmazlığın kaldırılması talebi hakkında karar verilmeden, daha sonraki bir talep komisyonlarda veya Genel Kurul’da ele alındığında, sıraya uyulmamasının siyasi saiklere dayandığı ileri sürülerek, dokunulmazlığın kaldırılması kararının iptali sağlanabilir. Ancak Anayasa Mahkemesi, yukarıda örnek olarak aktardığımız aynı kararında, Meclisin kendi gündemini belirleme yetkisine sahip olduğunu ifade etmiş ve bu durumu bir iptal sebebi olarak görmemiştir: “Davacı, itiraz dilekçesinde Karma Komisyon'a daha önceki tarihlerde intikal etmiş yüz adet kadar yasama dokunulmazlığının kaldırılması talebine ilişkin dosyayı ele alıp görüşmek yerine, daha sonraki bir tarihte Komisyona gelmiş olan kendisiyle ilgili dosyanın ‘Kamu düzeni ve kamu yararı’ gibi bir gerekçeyle ‘esas defterindeki kayıt sırasını bozarak’ öncelikle ve ivedilikte iki kez gündeme alınıp müzakere edildiğini, oysa komisyonun kanuni bir neden olmadan defter kayıt sırasını bozamayacağını, bu durumun Anayasa'nın 10. maddesine aykırılık oluşturduğunu ileri sürmektedir.

Davacı Mehmet Kemal Ağar hakkında İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcılığı'nca düzenlenen fezlekede yazılı suçların ağırlığı gözetildiğinde, dosyanın Karma Komisyonda kamu yararı ve kamu düzeni gözetilerek öncelikle ele alınıp sonuçlandırılmasında hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Kaldıki Anayasada, yasalarda ve TBMM İçtüzüğünde bunu engelleyen bir hüküm de olmadığı gibi, TBMM çalışmalarında, gündemdeki işlerin görüşme sırasının saptanması gündemi hazırlayanların takdir alanı içindedir.”

[51] Anayasa’nın 153., 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 54. maddeleri bir ayrım yapmaksızın bütün kararların Resmi Gazete’de yayınlanacağından söz ettiğine göre, Anayasa Mahkemesinin dokunulmazlığın kaldırılması kararına ilişkin olarak verdiği karar da Resmi Gazete’de yayınlanır. Ancak bu yayınlama, kararın yürürlüğe girmesinin bir şartı değildir. Çünkü Anayasa’nın 153. ve adı geçen Kanun’un 53. maddesine göre kararın yayınlanması, yalnızca, kanun, kanun hükmünde kararname, İçtüzük hükümlerinin iptaline dair verilen kararlar neticesinde söz konusu hükmün yürürlükten kalkmasının bir şartıdır.

[52] Bu konuda bkz. Özek, ss. 773-774.

[53] “Dokunulmazlığı kaldırılan üye kovuşturma sonucu beraat ederse, başkaca bir işleme gerek kalmadan tekrar dokunulmazlığa kavuşur” (Teziç, Anayasa, s. 387).

[54] “Yasama dokunulmazlığı kurumunun, Türkiye’de, dünyadaki yaygın uygulamasından daha kapsamlı düzenlenmiş olması, son yıllarda, yargı yolunu tıkayan nedenlerden biri olarak nitelenmesine ve yoğun eleştirilere yol açmıştır. Özellikle, Susurluk olayı sonrasındaki gelişmeler, kamuoyu vicdanında, yasama dokunulmazlığı ile ilgili ciddi tereddütler doğurmuştur” (Tanör-Yüzbaşıoğlu, s. 243).

[55] Dünden Bugüne Tercüman Gazetesi’nin 18.12.2003 tarihli nüshasından: “‘Yürütme ve Yargı dokunulmazlıklarını, yani ayrıcalıklarını korurken Yasama'nın dokunulmazlığının kaldırılması dengeyi bozuyor. Bürokrasinin ve oligarşinin dokunulmazlığına dokunmayacaksın, onlar dokunulmaz olacak, milletvekilleri don gömlek kalacak... Olmaz öyle şey...’ Aslında yasama dokunulmazlığı, tıpkı yürütme ve yargının da dokunulmazlığını belirleyen 82 Anayasasının bir ürünü. Yani bu dokunulmazlıkları konsey idaresi getirdi. 1982 Anayasasının her tarafından demokrasinin üç erki için dokunulmazlık, yani ayrıcalık fışkırıyor. 100 ve 129 maddeler yürütmeyi bir çok konuda dokunulmaz kılarken, yargı için 140. madde ve diğerleri var. Her gücün demokrasi içinde kendine göre ve diğerine göre dengesini oluşturan ayrıcalıkları var. Bu dengeyi yasama aleyhine bozacak bir düzenleme ile ülkedeki yolsuzlukların önüne geçilir düşüncesi nasıl geçerli bir önerme olabilir mi? ‘Mesela yolsuzluğu sadece yasama erki mi yaptı. Yürütmenin katkısı olmadan yolsuzluk yapılabilir mi? Mümkün mü bu? Ya da mesela bir suç şebekesi içinde her meslekten insan varsa ve bunlardan bazıları dokunulmaz, bazıları dokunulur ise adaletten söz edebilir miyiz?’ Adalet Bakanı'nın sorularımıza sorularla karşılık vermesi fakat her sorusunun içinde o sorunun cevabının da gizli olması onun zekası karşısında hayrete düşmemi sağlamakla birlikte zihnimde de gündemdeki bazı olayları tedayi ettiriyor. Mesela Bolu'da Jandarma'nın yaptığı ve ülkede geniş yankı yapan operasyon. Suç şebekesinin içinde bir savcı bir de hakim var. Onların yargılanabilmesi için bir dolu prosedürün yerine getirilmesi ve bu sürecin birbiri ardına kesintisiz işlemesi gerekiyor. Ama şebekenin diğer elemanları için bu sözkonusu değil. Sayın Bakan, o operasyonda mesela kasap tutuklandı, ama hakim ve savcı için kendilerine tanınan yasal ayrıcalıklardan dolayı izin gerekiyor değil mi? ’Tabi yargı mensupları için anayasa ile tanınmış bazı ayrıcalıklar var.’ O halde bir yargı mensubuna suç üstü yapmak bu durumda mümkün değil. Mesela bir yargı mensubunu rüşvet alırken yakalamak asla Türkiye'de yapılabilecek bir iş değil. Çünkü; mesela bir Yargıtay üyesine rüşvet verileceğini haber aldık diyelim. Ve ona verilcek paraların da numaralarını aldık. Bunu yapabilmek için neler neler yapmamız gerekiyor. Radikal'den Murat Yetkin'in önceki gün yazdığına göre, Yargıtay başkanı, başkanvekili, daire başkanları ve üyelerinin görevleriyle ilgili olsun ya da olmasın işlediği suçlardan dolayı haklarında soruşturma yapılabilmesi için 2797 sayılı yasa uyarınca ilk olarak başkanlık kurulunun izni gerekiyor. İzin verilmesi durumunda görevli ilgili suçlarda yargılama süreci düz mahkemelerde değil, Anayasa Mahkemesi'nde sürüyor. Kişisel suçlarda ise dosya Yargıtay Ceza Kurulu'na verilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderiliyor. Ancak ağır cezayı gerektiren suçüstü hallerin hazırlık ve soruşturması genel hükümlere tabi... İyi de bu durumda bir yargıtay üyesini mesela rüşvet alırken yakalamak mümkün olabilir mi? O kadar kurul karar alıp izin verecek, ondan sonra paraların seri numaraları alınacak, pek de sağlıklı bir yol değil? ‘Sadece Yargıtay üyeleri değli, Danıştay üyeleri, Sayıştay üyeleri, Anayasa Mahkemesi üyeleri, Askeri yargıtay üyelerinin yargılanabilmeleri için anayasada ve ilgili yasalarda bir çok düzenleme var.Yürütme için de var, mesela Vali suç işledi, mesela müsteşar suç işledi 100 ve 129. madde var.’”

[56] Federal Almanya Cumhuriyeti Anayasası’nın metinleri, Federal Almanya Siyasi Eğitim Merkezi tarafından Aralık 2000 tarihinde yayınlanmış bulunan “Federal Almanya Cumhuriyeti Anayasası, Almanca-Türkçe yasa metni” adlı kitaptan alınmıştır.

[57] Federal Almanya Cumhuriyeti Anayasası md. 18: “Düşüncelerini açıklama özgürlüğünü, özellikle basın özgürlüğünü (madde 5, fıkra 1), eğitim özgürlüğünü (madde 5, fıkra 3), toplanma özgürlüğünü (madde 8), birleşme özgürlüğünü (madde 9), mektup, posta ve telefon haberleşmelerinin gizliliğini (madde 10), mülkiyet hakkını (madde 14) veya sığınma hakkını (madde 16a), özgür demokratik temel düzene karşı mücadele amacıyla kötüye kullananan kimsenin, işbu temel hakları kaybettirilir. Hakkın kaybettirilmesine ve bunun kapsamına Federal Anayasa Mahkemesi karar verir.”

[58] İtalyan Hukukunda tutuklamanın zorunlu olduğu haller için bkz. Perrodet, s. 401.

[59] Dinleme ve tesbit: İngilizce “interception.”

[60] Fransız Ceza Hukukunda suçların cinayet, cünha ve kabahat olmak üzere üçe ayrılması sistemi geçerlidir. Bu konuda bkz. Dönmezer-Erman, cilt 1, ss. 340-343.

[61] Fransız Anayasası’nın 28. maddesine göre bir “olağan toplantı dönemi”, Ekim ayının ilk iş günü başlamakta ve Haziran ayının son iş gününe kadar sürmektedir.

[62] Teziç, Anayasa, s. 389; Tanör-Yüzbaşıoğlu, s. 243.

[63] Bunun dışında, savcıların gereksiz yere dava açtığı tesbit ve endişesi var ise, bu durum herkes açısından geçerlidir; milletvekillerine bir ayrıcalık tanımaya gerek yoktur. Yasama organı bu endişeyi paylaşıyorsa, gereğini, herkes için yerine getirmeli ve bu sorunu çözmelidir. Cumhuriyet Savcılarının gereği gibi delil aracı değerlendirmeksizin kamu davası açtığı hakkında bkz. Erem, Yargılama, s. 358; Cihan, ss. 885-886; Taner, s. 972; Yücel, s. 649; Feyzioğlu, Tanıklık, s. 12 dn. 27.

[64] “Kaçaklık”, kişinin nerede olduğunun bilinmemesi anlamına geldiğine göre, bu milletvekili TBMM’ndeki görevlerini de aksatıyor demektir. Öyleyse Anayasa md. 84 çerçevesinde milletvekilliğinin düşmesi dahi söz konusu olabilir. Bu halde dokunulmazlığı zaten kendiliğinden son bulacak, aranıp bulunması ve tutulması mümkün olacaktır.