Yayınlar


Hekimin İlaçların Yan Etkilerinden Dolayı Sorumluluğu - Sorular ve Cevaplarla İnceleme

Prof. Dr. Metin FEYZİOĞLU*

Av. Birgül FEYZİOĞLU**

Av. Ceren FIRAT***


GİRİŞ

Hekimlerin mesleki faaliyetlerinden dolayı sorumlulukları günümüzde yaygın olarak tartışılan bir konudur. Özellikle 5237 sayılı yeni Türk Ceza Kanunu'nun yürürlüğe girmesinden sonra, hekimin sorumluluğu konusunun kapsamlı bir şekilde değerlendirilmesi zorunluluğu daha da artmıştır. 

Bu çalışmamızda, hekimin hastasına kullandırdığı ilaçların yan etkilerinden dolayı sorumluluğu tartışılacaktır.

Konunun, ayrıntılı teorik tartışmalarla ve örneklerle somutlaştırılmış soyut açıklamalarla ele alınması veya doğrudan doğruya somut örnekler verilip ya da sorular yöneltilip bunların tartışılması yoluyla incelenmesi mümkündür. Her iki yöntem de kuşkusuz faydalıdır.

Biz, daha ziyade hekimleri aydınlatmaya yönelik olan bu çalışmamızda, hekimin sorumluluğu hakkında kısa ve genel bir açıklama yaptıktan sonra, soru cevap yöntemini tercih edeceğiz. Böylece, düşünce ve değerlendirmelerimizi gündelik hayatlarında somut sorunlarla uğraşmak zorunda kalan hekimlerle daha doğrudan bir şekilde paylaşabileceğimiz kanaatindeyiz. 


I. HEKİMLİK FAALİYETİYLE İLGİLİ BAZI TEMEL KURALLAR


Genel kural: Hukuk kuralları tarafından izin verilen riskli faaliyetleri icra edenlerin, bu faaliyetlerin icrasına izin veren hukuk kurallarına uygun davranmaları gereklidir. Aksi takdirde meydana gelecek zarar neticesinden sorumlu olurlar. 


1. Hekimlik mesleğinin icrasında, insan hayatı için çeşitli riskler vardır. 
2. Buna rağmen hukuk, hekimlik mesleğinin icrasına izin vermiştir. 
3. Hukukun, hem hekimlik mesleğinin icrasına izin vermesi hem de olası risk gerçekleştiğinde hekimi mutlaka sorumlu tutması söz konusu değildir. 
4. Hekimin uygulamak zorunda olduğu tedavi veya cerrahi müdahale neticesinde hasta hayatını kaybedebilir veya bedensel ya da ruhsal olarak zarar görebilir. 
5. Hekim, neticeyi garanti edemez.
6. Fakat hekim hukuken dokunulmaz veya sorumsuz değildir.
7. Hekim, olası riskler içeren faaliyetini icra ederken, bu faaliyete izin veren hukuk kurallarına ve bu hukuk kurallarının gönderme yaptığı meslek kurallarına uygun davranmak zorundadır. 
8. Aksi takdirde, hekim, meydana gelen neticeden sorumlu tutulabilir. 


II. HEKİMİN MESLEKİ FAALİYETİNDEN DOLAYI SORUMLULUĞU HAKKINDA KISA AÇIKLAMA


Hekimin sorumluluğu, hukuki sorumluluk ve cezai sorumluluk olarak karşımıza çıkar. Hukuki sorumluluk, tazminat sorumluluğudur. 
Yeni Türk Ceza Kanunu nedeniyle, cezai sorumluluk konusu, burada biraz daha ayrıntılı açıklama yapılmasını gerektirmektedir. Bu çerçevede aşağıda kısaca suçun iki unsuruna, maddi unsur ve manevi unsura değinilecektir. 


Suçun unsurları: 
(1) Maddi Unsur (fiil)
(A) Somut olayda suçun oluşması için gerçekleşmesi gereken (olumlu) unsurlar: 
- Hareket
- Netice
- Hareket ve netice arasında illiyet (nedensellik) bağı
(B) Somut olayda suçun oluşması için gerçekleşmemesi gereken (olumsuz) unsurlar

Hukuka uygunluk sebeplerinin bulunmaması (TCK md. 24, 25, 26)

(2) Manevi unsur (kusurluluk TCK md.21,22)

Kusur çeşitleri

(a) Kasıt: 
(i) Doğrudan kasıt: Hareket bilerek işlenmiş, neticenin gerçekleşmesi doğrudan doğruya istenmiştir (TCK md. 21/1).
(ii) Olası kasıt: Hareket bilerek işlenmiş, öngörülebilir netice istenmemiş, fakat fail tarafından neticeye rıza gösterilmiştir (TCK md. 21/2).
(b) Taksir: 
(i) Basit taksir: Fail, dikkat ve özen yükümlülüğünü ihlal etmiştir. Bu sırada, öngörülebilir olan zararlı netice fail tarafından öngörülmemiş, fakat gerçekleşmiştir (TCK md. 22/1-2).
(ii) Bilinçli taksir: Fail, dikkat ve özen yükümlülüğünü ihlal etmiştir. Bu sırada, öngörülebilir olan zararlı netice fail tarafından öngörülmüş, fakat fail tarafından gerçekleşmesi istenmemiştir. Ancak buna rağmen, netice gerçekleşmiştir (TCK md. 22/3). 


Hekim, suçun maddi unsuru gerçekleştiğinde, yani mesleki faaliyetini, meslek kurallarının emrettiği şekilde yerine getirmediğinde ve bunun sonucu olarak hastası bir zarar gördüğünde, fiili işlerken içinde bulunduğu kusurluluk türüne göre kasıtlı fiilinden veya taksirli fiilinden sorumlu tutulacaktır. 


III. SORULAR VE CEVAP DENEMELERİ


Soru 1: 
Somut olayda, hastanın söz konusu ilacı kullanmaması halinde, ölmesi veya kalıcı bir hasar görmesi kaçınılmazdır. Ancak o ilaç kullanıldığında da, bir yan etki olarak kalıcı hasar verme ihtimali vardır. Doktor, hastasını bu kalıcı yan etki konusunda bilgilendirmeden, dolayısıyla rızasını almadan ilaç tedavisine başlayabilir mi?


Cevap 1: 
Hekim, bu durumda hastasını yan etki konusunda bilgilendirmeden tedaviye başlayamaz 1.
Çünkü: 
* Hasta doktor ilişkisinin sağlıklı ve sorunsuz olması ve böylece, tedavide de başarı sağlanabilmesi için, hasta ile doktorun eşit seviyede olması gereklidir 2.
* Doktor, Tanrı değildir 3.
* Hekimin hastasından üstün bir rol üstlendiği bir senaryoda, sağlıklı iletişim, sağlıklı ilişki kurulamaz. 
* Buna bağlı olarak, hastanın tedaviye kendi iradesiyle katılımı da sağlanamaz.
* Bu noktada "aydınlatılmış onam", daha doğru bir anlatımla "bilgilendirilmeye dayanan rıza" büyük önem taşımaktadır.
* Hasta, maddi ve manevi varlığını /bütünlüğünü koruma hakkına sahiptir (Anayasa md. 174, Biyotıp Sözleşmesi md. 55).
* Öyleyse, hekim hastasının rızasını almak zorundadır. 




Soru 2: 
Aydınlatılmış onam (bilgilendirmeye dayanan rıza) nedir?


Cevap 2: 
* Aydınlatılmış onam kavramının temelinde, bireyin kendi hakkında karar verme hakkı, kendi kaderini belirleme hakkı bulunmaktadır6.
* Hasta kendi tedavisi konusunda "kabul" veya "red" şeklinde bir karar verebilme hakkına sahiptir.
* Hekim hastasına hastalığı ile ilgili bilmek isteyeceği tüm bilgileri onun anlayacağı bir dille vermelidir.
* Hekim, hastanın hastalığı ve tedavisi hakkındaki sorularını yine anlayacağı bir dille cevaplandırmalıdır.
* Tüm bu aşamalardan sonra, hekimin uygulanacak tedaviye ilişkin aldığı izne aydınlatılmış onam denir. 
* Hekimin tıbbi uygulamalarda, öncelikle hastasının aydınlatılmış onamını alması ve ancak bundan sonra tedaviye başlaması gerekmektedir (Biyotıp Sözleşmesi md. 5, Meslek Etiği Kuralları md. 21). 




Soru 3: 
İlaçların yan etkileri konusunda hasta nasıl bilgilendirilmeli ve rızası alınmalıdır?


Cevap 3: 
Hekimin ilaçların yan etkilerden doğacak sorumluluğu kapsamında hastasına; 
* Planlanan tedavi uygulamasını, 
* Bu uygulamanın yararlarını, zararlarını, risklerini, 
* Varsa alternatif tedavi yöntemleri ile alternatif tedavinin yararlarını, zararlarını, risklerini açıklaması gereklidir. 7
Çünkü:
Biyotıp Sözleşmesinin 5. maddesi, Hasta Hakları Yönetmeliği'nin 15. maddesi ve Meslek Etiği Kuralları'nın 26. maddesi uyarınca hasta:
* Kendisine uygulanacak tıbbi işlemler,
* Bunların faydaları ve muhtemel sakıncaları, 
* Tedavi yönteminin sağlığı için taşıdığı riskler, 
* Verilen ilaçların kullanılışı ve olası yan etkileri konusunda bilgilenme hakkına sahiptir. 
Anayasa md. 17 de, bu hakkı, Anayasal güvence altına almıştır.



 

Soru 4: 
İlaçların yan etkileri hastaya nasıl anlatılmalıdır? 


Cevap 4: 
* Hasta Hakları Yönetmeliği'nin 18. maddesi ve Meslek Etiği Kurallarının 31. maddesi, bilginin verilme usulüne ilişkin ayrıntılı ölçütler belirlemiştir.
* Bilgi, hastanın anlayabileceği şekilde verilmelidir.
* Hekim, hastaya bilgileri yavaş ve gerekli tekrarları yaparak vermeli, hastanın anlayıp anlamadığına dikkat etmelidir. 
* Hekim verdiği bilgilerin anlaşılmasını sağlamakla yükümlüdür.
* Hekim, hastasının kapasitesine göre bilgileri sadeleştirmeli, tıbbi terimler kullanmaktan mümkün olduğunca kaçınmalı, basit terimler içeren kısa cümleler kurmalıdır.
* Bilgi, hastanın ruhi durumuna uygun ve nazik bir ifade ile verilmelidir.
Çünkü: 
* Bilgi vermekte amaç, bir zorunluluğunun yerine getirilmesi, yani tabiri caizse "yasak savılması" değildir. 
* Bilgi vermek suretiyle hekim, hastasıyla eşit seviyede sağlıklı bir ilişki kuracaktır. 
* Böylece, bir yandan hastanın tedaviye katılımı sağlanacak, tedavide başarı ihtimali arttırılacak, diğer yandan hastanın maddi ve manevi varlığını koruma hakkına saygı gösterilecektir. 
* Hastaya bilginin verilme usulü ve verilen bilginin hasta tarafından doğru olarak anlaşılmış ve kavranmış olması, hastadan alınan onamın geçerli olması açısından son derece önemlidir 8.
* Aksi takdirde hekimin ilaçların yan etkilerinden sorumluluğu söz konusu olabilecektir. 

 




Soru 5: 
Hekim, ilaçların yan etkilerini anlatırken hastasıyla sağlıklı bir iletişimi nasıl kurabilir?


Cevap 5: 
* Hekim, hastasının kültür düzeyini iyi belirlemelidir. 
* Hekimin örneğin on bin sözcükten oluşan kelime dağarcığına karşın hastanın sadece birkaç yüz sözcük bilgisi olabilir. 
* Böyle bir durumda hekim, o birkaç yüz sözcüğü bulup, bilgilendirmeyi o sözcüklerle yapmak zorundadır.
* Hekim, hastasının içinde bulunduğu ruhi durumu iyi belirlemelidir. Hekim, hastasının bir sağlık sorunu nedeniyle kendisine müracaat ettiğini, dolayısıyla sıkıntılı bir ruh hali içinde olabileceğini unutmamalıdır. 
* Hekim, hastasını bilgilendirdikten sonra, hastanın bu bilgileri anlayıp anlamadığını mutlaka denetlemelidir. Bu denetleme, hastadan geri bildirim almak şeklinde olmalıdır. 



 

Soru 6: 
Hekim, kullanacağı ilaçlar konusunda hastasını ikna etmeli midir?


Cevap 6: 
* Bu soru, özellikle ilaçların ciddi yan etkileri olduğu takdirde önem kazanır.
* Hekimin görevi, hastayı ikna etmek değildir.
* Hekim, ilaç tedavisinin sağlayacağı yararları açık bir şekilde ortaya koymalı, neden bu tedavi yöntemini izlemeyi düşündüğünü anlatmalıdır. 
* Hekim, ilaç tedavisinin yapılmaması durumunda hastanın karşılaşabileceği olası riskleri bütün açıklığıyla yukarıda belirtildiği şekilde hastasına anlatmalıdır. 
* Aynı şekilde hekim, ilaç tedavisinin yan etkilerini de bütün açıklığıyla hastasıyla paylaşmalıdır.
* Bundan sonra karar, hastaya aittir. Hekim, hastasını iknaya çalışmamalıdır. 
* Hekimin izleyebileceği birden çok tedavi yöntemi var ise, bu yöntemlerin faydaları ve yan etkileri de aynı şekilde hastayla paylaşılmalı, hastanın tedavi sürecine aktif bir şekilde katılımı sağlanmalıdır. 

 




Soru 7: 
Hekimin ilaçların yan etkileri konusunda hastasını bilgilendirmesi ve rızası yazılı olmak zorunda mıdır?


Cevap 7:
Böyle bir kanuni zorunluluk yoktur. Ancak ispat açısından yazılı bilgilendirme ve irade beyanı son derece faydalıdır. 
Çünkü: 
Söz uçar, yazı kalır. 



 

Soru 8: 
Örneğin hastaneye yatış işlemi sırasında "kullanılacak bütün ilaçlara ve uygulanacak tedavilere muvafakat ediyorum" şeklinde bir beyanın hukuki değeri var mıdır?


Cevap 8: 
Böyle bir beyanın hiçbir hukuki değeri yoktur. 
Çünkü: 
* Bu, "aydınlatılmış onam" değildir. 
* Kaldı ki, böyle bir onam, hasta tarafından yatış işleminin bir önşartı gibi değerlendirileceği için, hasta zorunluluk karşısında bunu imzaladığını haklı olarak ileri sürebilir. 

 


 

Soru 9: 
İlacın prospektüsünde yazılı olan bütün yan etkilerin hastaya bildirilmesi gerekli midir?


Cevap 9:
İlacın prospektüsünde yazılı olan bütün yan etkilerin hastaya bildirilmesi gereklidir. 
Çünkü: 
* Prospektüste yer alan yan etkiler, olası risklerdir. 
* Bu riskler hastaya bildirilmeden alınan bir onamın değeri yoktur. 
* Prospektüsün birinci işlevinin, ilaç şirketini hukuki ve cezai sorumluluktan kurtarmak olduğu unutulmamalıdır. İlaç şirketi bu yan etkileri yazarak, sorumluluktan kurtulmayı hedeflemektedir. 
* Demek ki söz konusu yan etkileri hastasına anlayabileceği şekilde bildiren bir hekim de, tıpkı prospektüse bütün olası yan etkileri yazan ilaç şirketi gibi, sorumluluk riskini azaltabilir. 

 


 

Soru 10: 
İlaç prospektüsünde yazılı yan etkiler, hastaya yazılı olarak mı bildirilmelidir. 


Cevap 10: 
* Yazılı bildirim, geçerlik şartı değildir. Ancak ispat kolaylığı sağlar.
* Bu nedenle mümkünse yazılı bildirim yolu tercih edilmelidir.
* Hekim, aydınlatılmış onam formunda, tedavide hangi ilaçların kullanacağını yazmalıdır. 
* Hasta da, aydınlatılmış onam formunda, ilaçların fayda ve olası yan etkileri konusunda kendisine doktoru tarafından anlayabildiği dilde bilgi verilmiş olduğunu, formda yazılanları okuduğunu ve anladığını el yazısıyla yazmalı, tarih atmalı ve imzalamalıdır. 



 

Soru 11: 
Hastaya ilaçların yan etkileri konusunda verilecek bilgi, yalnızca prospektüste yazılı olanlarla mı sınırlıdır?


Cevap 11: 
Prospektüs bu anlamda bilimsel bir belge değildir. Prospektüsün basıldığı tarihten sonra bilimsel çalışmaların ortaya çıkardığı olası yan etkiler var ise, elbette bunlar da bildirilmelidir. 



 


Soru 12: 
Bir ilaç, prospektüsünde yazmayan bir hastalığın tedavisinde kullanılırsa bundan dolayı hekim sorumlu olur mu? 


Cevap 12:
Bir ilaç, prospektüsünde yazmayan bir hastalığın tedavisinde de belirli şartlarda kullanılabilir ve hekim bundan dolayı sorumlu olmaz. 
Çünkü:
* Prospektüs, ilacın tedavi edebileceği hastalıklardan belirli bir tarihte bilinenleri belirtir. 
* Oysa o tarihten sonra yapılan bilimsel araştırmalar, ilacın başka hastalıkların tedavisinde de faydalı olduğunu göstermiş olabilir. 
* Şu halde, hekim, söz konusu ilacı bu yeni bilimsel verilere uygun olarak prospektüsünde yazmayan bir hastalığın tedavisinde de kullanabilir. 

 


 

Soru 13: 
Hekim, hastasını, ilaç etkileşimleri konusunda bilgilendirmeli midir?


Cevap 13: 
Bir ilaç tek başına kullanıldığında yan etki yaratmayabilir. Başka bir ilaçla kullanıldığında ise, yan etki riski ortaya çıkabilir. Bu nedenle hekim, sadece kendi verdiği ilaçları değil, hastanın önceden beri kullandığı ilaçları da sorgulamalı, yan etki risklerini buna göre belirlemeli ve elbette, ilaç etkileşimlerinin neden olabileceği olası yan etkiler konusunda da hastasını bilgilendirmelidir. 

 




Soru 14: 
Hekim, ilacın yan etkisini soyut olarak mı, yoksa hastasının kişisel özelliklerini dikkate alarak mı belirlemedir?


Cevap 14: 
Kuşkusuz, yan etki değerlendirmesi, her hasta için kişiselleştirilerek yapılmalıdır. 
Çünkü: 
Hiç kimse, diğerinin kopyası değildir. 
Bu nedenle:
* Hastanın öyküsü dinlenmeli,
* Gereken tetkikler, örneğin karaciğer fonksiyon testleri, yaptırılmalı,
* Hastanın hekim olmadığı unutulmaksızın ona sorular sorulmalı,
* Hastanın gereken bütün bilgileri kendiliğinden vermesi asla beklenmemelidir. 

 




Soru 15: 
Yan etki riski belirli bir yüzdenin altında olsa bile bildirilmesi zorunlu mudur? 


Cevap 15: 
Yan etki riski belirli bir yüzdenin altında olsa bile bildirilmesi zorunludur. 
Çünkü: 
Soyut risk %1 bile olsa, risk gerçekleştiğinde, o kişi için % 100'dür. Demek ki böyle bir durumda söz konusu oranın kişi açısından bir değeri yoktur. 

 


 

Soru 16: 
Hekim hastasından aydınlatılmış onam aldığında bütün sorumluluktan kurtulur mu?


Cevap 16: 
Hekim, aydınlatılmış onam alsa bile, bütün sorumluluktan kurtulamaz. Yani aydınlatılmış onam, mucize bir "sorumsuzluk formülü" değildir. 
Çünkü: 
Hekim, tedavinin tüm yan etkileri konusunda hastasının aydınlatılmış onamını alsa bile;
* Hatalı bir hekimlik uygulaması yapmışsa, 
* Dikkat ve özen yükümlülüğünü ihlal ederek, kusurlu davranmışsa,
* Hastaya verilen zarar ile eylemi arasında nedensellik bağı varsa sorumlu olacaktır.

 




Soru 17: 
Hekim, küçükleri ilaçların yan etkileri konusunda bilgilendirmeli midir? Bu halde kimden, nasıl onay alınacaktır?


Cevap 17: 
* Kanuna göre (4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 339/1., 342., 404/1., 445. ve 448. maddeleri) bilgilendirme, küçüğün veli ya da vasisine yapılmalı ve onam da bu kişiden alınmalıdır. 
* Ancak çocuğun yaşı ve olgunluk seviyesine göre kendisine bilgi verilmeye ve görüşü alınmaya çalışılmalıdır (Türk Medeni Kanunu'nun 450/1. maddesi ve Biyotıp Sözleşmesinin 2/2. maddesi).



 

Soru 18: 
Veli ya da vasinin onay vermemesi durumunda ne yapılabilir? 


Cevap 18: 
Bu halde, şartları varsa, velayet veya vesayetin kaldırılması ve onayın hakimin katılımıyla alınması mümkündür (Türk Medeni Kanunu'nun 348/1.maddesi, Meslek Etiği Kurallarının 31/3/c.3)

 


 

Soru 19: 
Hastanın onayının alınmasına imkan vermeyecek kadar acil durumlarda, ilacın yan etkisi konusunda bilgilendirme zorunlu mudur?


Cevap 19: 
* Bu durumda kişinin sağlığı için tıbbi bakımdan gerekli olan ilaç tedavisine
derhal başlanabilir (Biyotıp Sözleşmesi'nin 8. maddesi).
* Ancak imkan varsa, Meslek Etiği Kurallarının 31/3/c.2 maddesi uyarınca yasal temsilcinin izni alınmalıdır.

 


 

Soru 20: 
Hastanın bilincinin kapalı olması durumunda nasıl davranılmalıdır? 


Cevap 20: 
Yetişkin bir kişi, sağlık nedenlerinden dolayı onay veremeyecek durumdaysa hekim, durumun gereğini derhal yerine getirir ve tedaviye başlar. (Biyotıp Sözleşmesi'nin 8. maddesi ve 1219 sayılı Tababet ve Şuabati San'atlarinin Tarzi İcrasina Dair Kanun'un 70/c.3 maddesi)
Ancak imkan varsa, Meslek Etiği Kurallarının 31/3/c.2 maddesi uyarınca yasal temsilcinin izni alınmalıdır.

 




Soru 21: 
Temyiz kudreti olmayan hastalarda bilgilendirme nasıl olmalıdır?


Cevap 21: 
* Kanuni temsilci bilgilendirilmeli ve onun izni alınmalıdır(Türk Medeni Kanunu'nun 405/1. ve 447/1. maddeleri).
* Kanuni temsilci izin vermez ise, hakime müracaat edilebilir (Meslek Etiği Kurallarının 31/3/c.3).

 



Soru 22: 
Hastanın bilgilendirmeyi önceden reddetmesi mümkün müdür?


Cevap 22: 
Hasta, Hasta Hakları Yönetmeliği'nin 20. maddesi ve Meslek Etiği Kuralları'nın 27. maddesi uyarınca, "bilgi verilmesini yasaklama hakkı"nı kullanmak suretiyle kendisine, ailesine veya yakınlarına bilgi verilmemesini isteyebilir.

 


 


* Ankara Hukuk Fakültesi Ceza ve Ceza Usul Hukuku Anabilim Dalı Öğretim Üyesi; Feyzioğlu Avukatlık Bürosu Yönetici Ortağı 
** Feyzioğlu Avukatlık Bürosu Yönetici Ortağı
*** Feyzioğlu Avukatlık Bürosu Avukatı


1 HANCI, İ. Hamit: Hekimin Yasal Sorumlulukları (Tıbbi Hukuk), İzmir 1995, s.112.


2 Bu konuda bkz. AYDIN, Erdem: Paternalizm ve Aydınlatılmış Onam Ders Notları, http://www.medinfo.hacettepe.edu.tr/ders/tr/d2/9/3413.doc.


3 YARSUVAT,Duygun, BAYRAKTAR, Köksal: Yeni Türk Ceza Kanunundaki Bazı Suçlar Karşısında Tıbbi Uygulamaların Durumu, İstanbul 2006, s.64.


4 Anayasa md. 17: "Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir." "Tıbbî zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve tıbbi deneylere tâbi tutulamaz." "Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tâbi tutulamaz." "Meşrû müdafaa hali, yakalama ve tutuklama kararlarının yerine getirilmesi, bir tutuklu veya hükümlünün kaçmasının önlenmesi, bir ayaklanma veya isyanın bastırılması, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde yetkili merciin verdiği emirlerin uygulanması sırasında silah kullanılmasına kanunun cevaz verdiği zorunlu durumlarda meydana gelen öldürme fiilleri, birinci fıkra hükmü dışındadır." 


5 "Biyoloji ve Tıbbın Uygulanması Bakımından İnsan Hakları ve İnsan Haysiyetinin Korunması Sözleşmesi: İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi" (Biyotıp Sözleşmesi) md. 5 : "Sağlık alanında herhangi bir müdahale, ilgili kişinin bu müdahaleye özgürce ve bilgilendirilmiş bir şekilde muvafakat etmesinden sonra yapılabilir." "Bu kişiye, önceden, müdahalenin amacı ve niteliği ile sonuçları ve tehlikeleri hakkında uygun bilgiler verilecektir." "İlgili kişi, muvafakatini her zaman, serbestçe geri alabilir."
Sözleşmenin onaylanması, 3.12.2003 tarihli ve 5013 sayılı Kanunla uygun bulunmuştur. Sözleşme, Bakanlar Kurulu'nun 16.3.2004 gün ve 2004/7024 sayılı kararıyla onaylanmış ve 20.4.2004 gün ve 25439 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanmıştır.

6 Bu konuda bkz. ÇELİK, Faik: Aydınlatılmış Onam, Konya- Karaman Tabip Odası Yayını, 2006, s.34 ,55.


7 DURDU, Hüseyin: Sağlık Mesleğinde Hukuki Sorumluluk, İzmir 1986, s.80; YARSUVAT/ BAYRAKTAR, s. 66, 67.


8 ÇELİK, s. 39.


9 ÇELİK, s.58; HANCI,s.105.