Yayınlar


21. Yüzyılın başında adalete ilişkin temel sorunlar ve yeni gelişmeler

Prof. Dr. Metin FEYZİOĞLU

Ankara Hukuk Fakültesi Dekanı

(Ankara Barosu Hukuk Kurultayı 2008, Konuşma)

Sayın Başkan,

Çok kıymetli hukukçu meslektaşlarım,

Mensubu olmaktan ve idarecilik dönemim başlayıncaya dek çatısı altında fiilen avukatlık yapmaktan tarifsiz bir gurur duyduğum Ankara Barosu’nun Hukuk Kurultayı geleneğini başlatan ve devam ettiren bütün başkanlarına ve yönetim kurullarına teşekkürlerimi sunmayı bir ödev kabul ediyorum.

 Bu oturumun konusu, “21. Yüzyılın başında adalete ilişkin temel sorunlar ve yeni gelişmeler”… Bir oturumda bu konuyu tüketici bir şekilde değerlendirmek elbette mümkün değil. Dolayısıyla ileri süreceğim tesbit ve değerlendirmeler, uzmanlık alanım, öğretim üyeliğim ve idareciliğimle şekillenen penceremden algıladığım parçalardan ibaret olacak.

      

            I.  HUKUK EĞİTİM VE ÖĞRETİMİ 

  1. Hukuk eğitiminin içine, mutlaka sanat dahil edilmelidir. Sanattan zevk almayan, sanat eserinden mutluluk duymayan bir hukukçu, hukuk kurallarını çağdaş amaçsal yorumlarla kavrayıp uygulayamaz; kendisinden hizmet alanlara “insan” oldukları bilinciyle yaklaşamaz. Bunu teminen hukuk fakültelerinde ve üniversitelerde sanatsal faaliyetlere azami değer verilmeli ve bu faaliyetler eldeki bütün imkanlarla teşvik olunmalıdır.
  2. Hukukun temel ilkeleri ve çoğu hukuk hukuk kuralı masa başında değil, hayatın içerisinde, insanlığınb yüzyıllar süren büyük mücadeleleriyle ortaya çıkmıştır. Bu nedenle hukuk öğrencisi, tarih, felsefe ve sosyolojinin temel bilgileriyle donatılmalıdır. Aslında bu noktada öncelikli sorumluluk ilköğretim okullarına ve liselere düşmektedir. Ancak maalesef sorumluluğun yerine getirildiğini söylemek zordur.
  3. Sosyal bilimlerde ve özellikle hukuk alanında öğretim üyesinin yetişmesi uzun yıllar almaktadır. Şu anda sayısı otuzu aşkın hukuk fakültesi dikkate alındığında ülkemizde yeterli sayıda hukukçu öğretim üyesinin bulunmadığı bilinen bir gerçektir. Açıkçası çoğunluk hukuk fakültesinin öğretim üyesi kaynağı, birkaç büyük hukuk fakültesidir. Araştırma görevliliği, öğretim üyeliğinin kaynağıdır. Devlet, devlet üniversitelerine yeterli sayıda araştırma görevlisi kadrosu tahsis etmemektedir. Vakıf üniversitelerinin büyük çoğunluğu ise yetişmiş öğretim elemanlarından faydalanmakla yetinmekte, yeterli sayıda araştırma görevlisi istihdam ederek, kendi kadrolarını yetiştirmek için genç bilim insanlarına yatırım yapma yolunu tercih etmemektedir.
  4. Hukuk öğrencisinin en önemli eksiklerinden biri, araştırma yapmayı öğrenmeden mezun olmalarıdır. Bunun akla gelen başlıca nedenleri, öğretmen-öğrenci arasında karşılıklı etkin iletişim kurmayı zorlaştıran kalabalık sınıflar, yetersiz kütüphaneler, pedagoji ve etkili iletişim alt yapısından yoksun öğretim elemanlarıdır. Dile getirdiğim bu nedenlerin tamamı, bütün hukuk fakülteleri ve bütün öğretim elemanları açısından geçerli değildir, ancak haklılık payı olduğu kuşkusuzdur.
  5. Devlet hukuk fakültelerinde, öğrenci merkezli anlayışın hakim kılınması zorunludur. Geleceğin hakimleri, savcıları, avukatları, üst düzey yöneticileri, öğrencilik yıllarında öğretim elemanları ve idareciler karşısında ezilmemeli, tam tersine, tartışmaya, sorgulamaya, öğretmenlerine rahatlıkla soru sormaya özendirilmelidir.
  6. Hukuk fakülteleri, avukat, hakim, savcı değil, hukukçu yetiştirir. Bu doğrudur. Ancak hukukçuların büyük kısmı, tüm dünyada, bu saydığım işlerde çalışır. Şu halde uygulamadan kopuk bir hukuk öğretiminden, beklenen fayda sağlanamaz. Oysa hukuk fakültesinde hem teoriyi hem de uygulamayı öğrenen kadrolar sayesinde zaman içerisinde teori ve uygulama birbiriyle örtüşecektir. Bu noktada hukuk fakülteleri ile baroların ve adalet bakanlığının yakın işbirliği içinde olmasının önemi belirgin bir şekilde ortaya çıkmaktadır.
  7. Türkiye Adalet Akademisi ile hukuk fakülteleri gerek adayların eğitim ve öğretiminde gerek meslek içi eğitimde çok daha etkili bir işbirliği ortamı yaratmak zorundadır. Aksi takdirde Akademinin kendinden beklenen amaca ulaşması kolay olmayacaktır. Böyle bir işbirliği hukuk fakültelerinin de gelişimine ve öğretim kadrolarının uygulamayı öğrenmesine büyük katkı sağlayacaktır.
  8. Avukatlık Kanununda yapılan değişiklikle, henüz yürürlüğe dahi girmeden, avukatlık sınavının kaldırılması kanaatimce fevkalade sakıncalı olmuştur. Avukatlık sınavının getirilmesi, hem hukuk fakültelerinin hem de hukuk öğrencilerinin sorumluluklarını yerine getirmelerini sağlayacak en etkili çarelerden biri olacaktır.
  9. Hukuk öğrencisinin en önemli eksiklerinden biri de, en az bir yabancı dili çok iyi konuşmayı, anlamayı ve yazmayı bilmiyor olmalarıdır. Yabancı şirketlerin ve çok uluslu şirketlerin ülkemizde giderek artan faaliyetleri ve yerli sermayenin yurt dışında giderek artan iş bağlantıları, milli menfaatlerin korunması açısından hukukçuların yabancı dil bilmesini zorunlu kılmaktadır. Ancak hukukçunun yabancı dil bilmesi, eğitim-öğretim dilinin yabancı bir dilde olmasını asla gerektirmez. Bu nedenle ÖSYM Kataloglarından ve bazı üniversitelerin tanıtım broşürlerinden “İngilizce Hukuk Fakültesi” ibarelerinin çıkarılması gereklidir. Türk hukuku, Türkçe okutulur. Türk Hukuku dışındaki bir kısım dersin İngilizce okutuluyor olması, bir fakülteyi “İngilizce Hukuk Fakültesi” yapmaz. Bu tanıtım, hukuk fakültesi adaylarını yanıltıcıdır, ciddi şekilde yanlış yönlendiricidir.

            II. YARGI 

  1. Hakimler ve Savcılar Kanununda yapılan değişiklikle, idari yargı hakim adaylığı sınavlarında hukuk fakültesi mezunu olmayan adaylara sınırlama getirilmesi çok yerinde olmuştur. Bundan sonra yapılması gereken, idare mahkemelerinde heyetlerde çoğunluğun hukuk fakültesi mezunlarından olmasını sağlayacak bir kanun değişikliğidir.
  2. Yine Hakimler ve Savcılar Kanununda yapılan değişiklikle, yazılı sınav notunun %70, mülakat notunun %30 ağırlıkla başarı notunun hesaplanmasında dikkate alınmasının sağlanması, adaylığa kabulde tarafsız bir elemenin yapılmasını sağlayacak çok olumlu bir gelişmedir.
  3. Buna karşın mülakatın Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun belirleyeceği ve içinde hukukçu öğretim üyelerinin de bulunacağı bir heyet tarafından yapılmasının sağlanması çok daha yerinde olacaktır.
  4. Teftiş mekanizmasının Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’na bağlanması, kurul üyelerinden yüksek mahkeme kökenli olanların kadrolarının Yargıtay ve Danıştay’dan alınarak Kurula aktarılması, hakimlerin terfilerinde yüksek mahkemelere verilen puanlama yetkisinin gözden geçirilmesi ve basında tekelleşmenin önlenmesi hakim bağımsızlığının eksiksiz sağlanması açısından önem arz etmektedir.
  5. UYAP’ın giderek yaygınlaşması, UYAP’ı destekleyen bilişim gereçlerinin adliyelere yerleştirilmesi, elektronik imza ve benzeri teknolojik gelişmeler adaleti, savunma hakkından ödün vermeden hızlandıran takdire şayan ilerlemelerdir. Öte yandan tüm yurtta adliyelerimizin, hızla, adlarına yaraşır adliye saraylarına dönüşmesi gurur vericidir. Emeği geçen bütün adalet bakanlarını ve bürokratları yürekten kutluyorum.

           III. ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ

Ülkemizde yaşanan anayasa tartışmaları, maalesef, uzlaşma değil, toplumsal gerginliklere neden olmaktadır. Bütün toplumsal kesimlerin üzerinde uzlaşabileceği bir anayasa yapmanın yolu, dar bir çevrede hazırlanmış bir taslağı tartışmaya açmak değildir. Taslak, toplumsal kesimlerin temsilcilerinin ve bu arada üniversitelerin katılımıyla oluşacak bir heyet tarafından hazırlanmalıdır. Üniversiteler, hazırlanmış bir taslağı eleştiren, değerlendiren konumunda değil, hazırlanmasına doğrudan katkıda bulunan konumunda olmalıdır. Ancak işe başlamadan önce üzerinde ilk uzlaşılması gereken husus, onlarca kez değişikliğe uğramış 1982 Anayasasının bütünüyle kaldırılarak yeni bir anayasa yapılmasının mı, yoksa mevcut Anayasanın belirli maddelerinin değiştirilmesinin daha yerinde olacağıdır. 1982 Anayasasının bir ihtilalin ürünü olması, sözünü ettiğim bu tartışmanın yapılmasını istemeyi etik açıdan sakıncalı kılmaz. Çünkü yürürlükteki Anayasa, 1982’de yürürlüğe giren Anayasadan son derece farklıdır. Sağlıklı bir tartışmanın sonunda, toplumsal uzlaşma sağlandığı takdirde, Anayasa taslağı yazımına girişilmesinde fayda vardır.